Güneş enerjisiyle tarla sulayacaklar


Adıyaman Üniversitesi’nin yürüttüğü “Güneşin Gözyaşları” projesi çerçevesinde kurulan 160 panelli güneş enerji sistemiyle 40 dekarlık alan sulanıyor.

 Adıyaman Üniversitesi’nin yürüttüğü “Güneşin Gözyaşları” projesi çerçevesinde kurulan 160 panelli güneş enerji sistemiyle, 40 dekarlık alan sulanıyor.

Üniversitenin merkez ilçeye bağlı Hasancık beldesindeki Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi bağcılık uygulama alanındaki 40 dekarlık alanın damla sulama yöntemiyle sulanması için gerekli elektrik, kurulan güneş enerjisi sisteminden sağlanıyor.

İpekyolu Kalkınma Ajansı’nın desteklediği projenin koordinatörü Adıyaman Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdulcelil Buğutekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, güneş enerjisiyle üretilen elektriğin diğer enerji kaynaklarına nazaran daha avantajlı ve ucuz olduğunu söyledi. Bu yöntemle yapılan sulamanın çok avantajlı olduğunu belirten Buğutekin, bu durumu çiftçilere anlatarak, sistemin yaygınlaşmasını sağlayacaklarını vurguladı.

Bağ arazisinde, 3 aylık sulama sonrasında kalan 9 ayda üretilen elektriğin şehir şebekesine satılacağını ifade eden Buğutekin, “Kurulan sistem, tasarım ve uygulama şekli yönünden Türkiye’de bir ilk. Bundan sonra konuyla ilgili yapılacak uygulamalara örnek teşkil edecektir. Sistem bitti, deneme aşamaları devam ediyor. Denemelerde yüksek verim elde ediliyor” diye konuştu.

“Çiftçiler için fırsat”

Buğutekin, tarımsal sulama sistemlerinde güneş enerjisinin kullanılmasının, dünyada gittikçe arttığını da ifade etti. Türkiye’de ise bunun yeni yeni kullanım alanı bulduğunu dile getiren Buğutekin, şunları kaydetti: “Mevcut sulama sistemleri için harcanan yakıt, yükselen yakıt fiyatları ve elektrik enerjisi ve tüketim maliyeti, çiftçiye her geçen gün daha fazla yük olmakta, üretim maliyetlerini arttırmakta ve çiftçinin kazancını düşürmektedir. Yakıttan bağımsız olarak çalışan güneş enerjisi sulama sistemleri, kurulum maliyeti dışında hiçbir ek maliyet gerektirmiyor. Ayrıca sulamanın en gerekli olduğu yaz aylarında en çok güneşlenme olduğu için ihtiyaç ve talep sistemleri uyum içinde çalışır. Yıllık güneş ışınım verimi ve bölgenin ağırlıkla tarımla uğraştığı göz önüne alındığında, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tarımda güneş enerjisiyle sulama, çiftçiler için vazgeçilmez bir fırsat.”

Kaynak:
Reklamlar

Teşvik bölgeleri arasındaki uçurum derin


DÜNYA, bölgesel bazlı yeni teşvik sistemi kapsamında illerin gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandığı 6 bölgenin ekonomideki payını analiz etti.

İller arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması için 2009’da uygulamaya konulanın umulan sonucu vermemesi üzerine hazırlanan ve en geri kalmış illere “süper” teşvikler içeren bölgesel bazlı yeni teşvik sistemi kapsamında illerin sınıflandığı 6 bölgenin ekonomik göstergeleri adeta bölgeler arası uçuruma işaret ediyor.

Türkiye ekonomisini; yeni teşvik sisteminde en gelişmiş 8 ili kapsayan 1. Bölge sırtlarken, vergi, ihracat, mevduat, kredi gibi göstergelerde diğer 73 ilin neredeyse esamesi okunmuyor. Özellikle, “Yeni teşvik sisteminin yıldızları” olarak nitelendirilen ve en cazip teşvik unsurlarından yararlandırılacak 15 ilin yer aldığı en yoksul 6. Bölge’nin diğerleriyle arasındaki uçurum, cazip teşviklere rağmen özel sektör yatırımları ile kapanacak gibi gözükmüyor. İller arasındaki derin gelişmişlik makasının kapanabilmesi için özel sektör yatırımlarına yönelik cazip teşviklerin yanı sıra en azından bazı bölgelere devletin doğrudan yatırım yapmasına ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

1. Bölge dışındaki illerin ekonomide adı yok
DÜNYA, 1 Ocak’tan geçerli olmak üzere yürürlüğe giren bölgesel bazlı yeni teşvik sistemi kapsamında illerin gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandığı 6 bölgenin, ekonomik durumlarını analiz etti. Yapılan sınıflamada en gelişmiş 8 ilin yer aldığı 1. Bölge ülke nüfusunun yüzde 41’ini barındırırken, vergi gelirlerinin yüzde 84’ünü sağlıyor, ihracatın da yüzde 76.9’unu gerçekleştiriyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Bursa, Antalya, Eskişehir ve Muğla’nın yer aldığı 1. Bölge, bankalardaki mevduatın yüzde 76.7’sine sahip bulunuyor, kredilerden de yüzde 68 pay alıyor.

Verginin yüzde 16’sı 73 ilden
İlk dört aylık verilere göre her 100 liralık verginin 84 lirası en gelişmiş illerin yer aldığı 1. Bölge’den sağlanırken, nüfusun yüzde 60’a yakınının yaşadığı diğer 5 bölgedeki 73 ilin vergi pastasına toplam katkısı sadece yüzde 16 düzeyinde bulunuyor. Vergi pastasındaki pay, bölgelerin ekonomik kapasitesi ile orantılı olarak vergi doğuran işlemlerinin boyutunu gösteriyor.  Bu açıdan 73 ilin toplamı, en gelişmiş 8 ilin yaklaşık 5’te biri düzeyinde kalıyor.

Adana, Aydın, Bolu, Çanakkale, Denizli, Edirne, Isparta, Kayseri, Kırklareli, Konya, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova’nın yer aldığı 2. Bölge toplam vergi gelirinin yüzde 5’ini, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Gaziantep, Karabük, Karaman, Manisa, Mersin, Samsun, Trabzon, Uşak ve Zonguldak’tan oluşan 3. Bölge yüzde 5.4’ünü yaratıyor.  4. Bölgeyi oluşturan Afyon, Amasya, Artvin, Bartın, Çorum, Düzce, Elazığ, Erzincan, Hatay, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kütahya, Malatya, Nevşehir, Rize ve Sivas’tan olmak üzere 17 il, toplam verginin yüzde 3.1’ini yaratıyor. Adıyaman, Aksaray, Bayburt, Çankırı, Erzurum, Giresun, Gümüşhane, Kahramanmaraş, Kilis, Niğde, Ordu, Osmaniye, Sinop, Tokat, Tunceli ve Yozgat’ın yer aldığı 5. Bölge ise pastaya sadece yüzde 1.5 oranında katkı yapabiliyor. Vergi pastasındaki pay, Türkiye’nin en yoksul 15 ili olan Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van’ın yer aldığı 6. Bölge toplamında sadece yüzde 1.1 düzeyinde kalıyor.
Merkezden gerçekleştirilen ödemeler hariç devletin bütçe kapsamında yaptığı toplam harcamada da en büyük payı nüfusuyla orantılı olarak yüzde 41.4’le 1. Bölge alırken, yüzde 9.1’le en düşük payı 16 ili kapsayan 5. Bölge’nin aldığı görülüyor.

tesvik1naki.jpg

İhracatın yüzde 73’ünü 8 il yapıyor
Bölgeler arası gelişmişlik uçurumu, diğer göstergelerde de ortaya çıkıyor. 73 ilin yaptığı toplam ihracat, en gelişmiş 1. Bölge’nin üçte biri düzeyinde bulunuyor. Başka deyişle, 8 il iller ülke ihracatının yüzde 76.7’sini yaparken, 73 il sadece yüzde 23.1’ini gerçekleştiriyor. Toplam ihracatın yüzde 7.7’sini 2. Bölge, yüzde 9.9’unu 3. Bölge, yüzde 2.7’sini 4. Bölge, yüzde 1.1’ini 5. Bölge, yüzde 1.8’ini 6. Bölge gerçekleştiriyor.
İşsizlik oranı 1 ve 6. Bölge’de yüksek
DÜNYA’nın, TÜİK tarafından en son 2010 itibariyle açıklanan iller bazında iş gücü göstergelerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre,  gelişmişlik düzeyi ve yarattığı istihdam dolayısıyla göç alan 8 ilin yer aldığı 1. Bölge, yüzde 12.2 ile yüksek bir işsizlik oranına sahip bulunuyor. Bu oran 2. Bölge ortalamasında da yüzde 11.6 yüksek çıkarken, genç nüfus göçü veren 3 ve 4. bölgelerde yüzde 9.2’ye, 5. Bölge’de yüzde 9’a düşüyor. İşsizlik oranı göç vermesine rağmen oldukça yüksek genç nüfus oranına sahip 6. Bölge’de ise yüzde 12.5’le en yüksek düzeye ulaşıyor.

Mevduat ve kredi farkı
Türk bankacılık sistemindeki toplam mevduatın yüzde 76.7’sinin, en gelişmiş 8 ilde yaşayanlara ait olduğu dikkati çekiyor. Mevduattaki pay orta gelişmişlikteki 2. Bölge’de yüzde 8.3’e, 3. Bölge’de yüzde 6.5’e, 4. Bölge’de yüzde 4.4’e, 5. Bölge’de yüzde 2.5’e, en yoksul 6. Bölge’de ise yüzde 1.7’ye kadar düşüyor. Banka kredilerinin de yüzde 68’ini 1. Bölge illerinin kullandığı görülüyor. Kredilerde 2. Bölge yüzde 10.6 ve 3. Bölge yüzde 8.9 pay alırken, 4. Bölge’nin payı yüzde 6’da, 5. Bölge’nin payı yüzde 3.8’de ve 6. Bölge’nin payı ise sadece yüzde 2.7’de kalıyor. Bu arada batık kredi oranının yüzde 2.4’le en düşük 4 ve 5. bölgelerde; yüzde 3.2 ile en yüksek 6. Bölge’de olduğu dikkati çekiyor.

tesvik2naki.jpg

Nüfus dağılımı dengesiz
Türkiye nüfusunun yüzde 40.7’si, ekonomisi en gelişmiş ve göç alan 8 ilde yaşıyor. Ülke nüfusunun yüzde 15’ini 2. Bölge, yüzde 13.1’ini 3. Bölge, yüzde 10.6’sını 4. Bölge, yüzde 8.9’unu 5. Bölge ve yüzde 11.8’ini 6. Bölge barındırıyor. 1. Bölge’de yüzde 92.9 olan kentli nüfus oranı, 2. Bölge’de yüzde 74.6’ya, 3. Bölge’de yüzde 70’e, 4 ve 5. bölgelerde yüzde 60.7’ye ve yüzde 6. Bölge’de yüzde 58.1’e kadar geriliyor. Buna karşılık 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun 1. Bölge’de yüzde 15.3’le en düşük düzeyde bulunan oranı, 6. Bölge’de ise yüzde 19.2 ile en yüksek düzeye ulaşıyor.

6. Bölge “yıldız” olur mu?
Yeni sistemde en cazip teşvik unsurları, sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyi en düşük 15 ili kapsayan 6. Bölgeye yönelik bulunuyor. “Yeni teşvik sisteminin yıldızları” olacağı söylenen 6. Bölge halen nüfusun yüzde 11.8’ini barındırırken, vergi gelirlerinin ancak yüzde 1.1’ini yaratabiliyor. Altı bölge içinde en yüksek işsizlik oranına sahip bu bölgenin ihracata katkısının sadece yüzde 1.8, mevduattaki payının yüzde 1.7, kredilerdeki payının da yüzde 2.7 düzeyinde olması, gelişmiş bölgelerle arasındaki derin uçuruma işaret ediyor. Bu uçurumun daralması için bölgede olağanüstü büyüklükte ve kesintisiz bir yatırım hamlesi ve kalkınma süreci gerekiyor. Getirilen teşviklerin bölgede yatırımları ne ölçüde artıracağı bilinmiyor. Ancak, cazip teşviklere rağmen mevcut konjonktürdeki bazı risklerin de etkisiyle bölgede özel sektör yatırımlarında artışın yeterli olmayacağı, doğrudan devletin yatırımı gündemine alması gerektiği ifade ediliyor.

Naki BAKIR

Feke I HES devreye girdi


 

 

Türk enerji sektörünün önde gelen şirketlerinden Akenerji’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırım atağı kapsamında, Adana’nın Feke ilçesinde hayata geçirdiği Feke I Hidroelektrik Santrali (HES) devreye girdi.

106 milyon Dolara mal olan Feke I HES, 30 MW kurulu gücü ile Akenerji’nin toplam aktif kurulu gücünü 716 MW’a çıkarken, bunun 358 MW’lık kısmını yenilenebilir enerji kaynağına dayalı üretim kapasitesi oluşturuyor.

Türkiye’nin en büyük özel sektör elektrik üreticilerinden Akenerji, Adana’nın Feke ilçesinde kurduğu Feke I Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali’ni işletmeye açtı. 106 milyon Dolar yatırımla hayata geçen Feke 1 HES, 30 MW kurulu güce sahip bulunuyor. Santralde yılda 117 GWh elektrik enerjisi üretilecek.

Feke I Hidroelektrik Santrali’nin üretim kapasitesiyle yılda 64.000 ton karbondioksit (CO2) salınımı engellenmiş olacak. Bir başka deyişle tesis yaklaşık 103 bin ağacın sağladığı temiz havaya eşdeğer bir katkıda bulunacak. Tüm yenilenebilir enerji yatırımları için Gonullu Karbon Piyasası’nda (Voluntary Emission Reduction ‐ VER) sertifika başvurularını yapan Akenerji, Feke I HES için sertifika sürecini tamamlayarak Karbon Sertifikasyonunu almıştır.

Yapım aşamasında her ay ortalama 300 kişinin görev aldığı Feke 1 HES’in işletmesinde  1 Müdür, 4 Bakım Teknisyeni, 12 İşletme Teknisyeni, 2 Elektrik Mühendisi ve 2 Makina Mühendisi olmak üzere toplam 21 kişi görev alıyor.

Gökkaya HES’i de bu yıl içinde devreye alacak

Feke 1 ile HES’ler zincirine yeni bir halka eklediklerini belirten Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Geçen ay devreye aldığımız Himmetli HES’in ardından bu ay da Feke I HES’i işletmeye açtık. Böylece Akenerji’nin toplam aktif kurulu gücü 716 MW’a çıkarken, yenilenebilir kaynaklı kurulu gücü 358 MW’a ulaştı. Yenilenebilir kaynaklı gücün toplam üretim içindeki payı da %50’ye çıkmış oldu. Aynı bölgede yer alan Gökkaya HES’i de bu yıl içinde devreye almayı planlıyoruz. TEİAŞ tarafından yapılan projeksiyonlara göre, ülkemizdeki elektrik talebinin, yıllık ortalama %7 artışla 2019 yılında 390.000 GWh seviyesine ulaşması bekleniyor. Sektörde arz güvenliğinin sağlanması, ancak ihtiyaç duyulan ilave yatırımların zamanında devreye alınmasına bağlıdır. Bu ihtiyaçtan hareketle Akenerji olarak, ülkemizin geleceğini aydınlatacak yatırımlarımıza aralıksız devam ediyoruz.”

Airbus Military ve TUSAŞ’tan anlaşma


Airbus Military ve TUSAŞ Türkiye’de ortak şirket kurmak için Mutabakat Muhtırası imzaladı.

Airbus Military ve TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.), Türkiye’de ortak şirket kurmak için mutabakat muhtırası imzaladı. Muhtıra, Airbus Military Türkiye Servis Program Müdürü Matthias Fink, TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya ve TUSAŞ Yapısal Grup Başkanı Bekir Ata Yılmaz’ın hazır bulunduğu bir törenle imzalandı.

Airbus Military Türkiye (AMTR) adı altında hizmet verecek olan şirket, Türk kanunlarına tabi olacak ve Türkiye’nin sahip olacağı A400M’lerin yanı sıra ileride A400M sahibi olacak diğer kullanıcılara da hizmet içi destek verecek. Şirket TUSAŞ ve Airbus Military yönetiminde olacak ve Türkiye’de iki tarafın da kabul ettiği bir noktada kurulacak. Bundan sonraki adımda şirketin yönetim yapısına karar verilecek ve sermaye ihtiyaçları belirlenecek.

Türkiye 10 adetlik siparişi ile A400M programında ortak ülkeler arasında yer alıyor ve bu 10 uçağın da hizmet içi desteğe ihtiyacı olacak. A400M programının Türkiye’deki endüstriyel ortağı olan TUSAŞ; uçağın, ön orta gövde, arka gövde komponentleri gibi gövde parçalarının yanı sıra aileron, spoiler, ışıklandırma ve su/atık sistemleri gibi önemli yapısal sistemlerinin tasarım ve üretimini gerçekleştiriyor.

Airbus Military CEOsu Domingo Urena Raso konuşmasında “Ortağımız TUSAŞ ile Türk A400M’lerine hizmet içi destek vermek üzere ortaklığımızın bu ilk aşamasını tamamlamış olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. TUSAŞ hem Airbus hem de Airbus Military ile oldukça uzun zamandır ortak çalışıyor ve bu ilk anlaşma, uçağın hizmete girişini daha pürüzsüz bir hale getirirken tüm filonun da ihtiyaçlarının kapsamlı olarak sağlanmasına imkan verecek. Nihai hizmet anlaşmasını imzalamayı ve Türk havacılık endüstrisi ile bağlarımızı daha da sağlamlaştırmayı dört gözle bekliyoruz” dedi.

TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya,”A400M programında çalışmaya 2003 yılında AMSL’in ortağı olarak ve önemli tasarım ve üretim sorumlulukları üstlenerek başladık. Uçağın tasarım aşaması neredeyse sona erdi ve seri üretime geçildi. Şimdi zaman programın sürdürülebilirliğini destekleme zamanı. Bu TUSAŞ-AMSL ortaklığı Türk Hava Kuvvetleri’ne uygun maliyetli lojistik çözüm sağlamanın yanı sıra ileride çıkacak yeni müşterileri de kapsıyor olacak” dedi.

Basel II dönemi başlıyor


Bankacılık sisteminde kredilerle ilgili yeni ölçüm ve değerlendirme esasları getiren Basel 2 sistemi 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren tüm unsurlarıyla hayata geçiyor. Bu kapsamda BDDK’nın daha önce taslak metinlerini yayınladığı 2 yönetmelik ve 6 tebliğ 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girmek üzere dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesi ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik, bankaların maruz kalınan riskler nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı konsolide ve konsolide olmayan bazda yeterli özkaynak bulundurmalarının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenliyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK), Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan yönetmeliğine göre, bankalarda sermaye yeterliliği standart oranı ile konsolide sermaye yeterliliği standart oranlarının asgari yüzde 8 olarak tutturulması ve idame ettirilmesi şart olacak. Yönetmelik, bankaların maruz kalınan riskler nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı konsolide ve konsolide olmayan bazda yeterli özkaynak bulundurmalarının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlandı. Buna göre kredi riskine esas tutar, bilanço içi varlıklar ile gayrinakdi krediler, taahhütler ve türev finansal araçlara ilişkin risk ağırlıklı tutarların toplamından oluşacak. Risk ağırlıklı tutar hesabında, bu yönetmelik ve alt düzenlemelere uygun olmak kaydıyla, bilanço içi varlıklar ile gayrinakdi krediler, taahhütler ve türev finansal araçların risk ağırlıklarının tespitinde kredi derecelendirme kuruluşlarının (KDK) derecelendirmeleri kullanılabilecek.

BDDK Bankaların Yapısal Pozisyonuna lişkin Tebliği’nde de, pozisyon kapsamına dahil edilen varlıklarının tamamının, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi tarafından yurt içi ve yurt dışı piyasalarda ihraç edilen döviz ve dövize endeksli iç ve dış borçlanma senetlerinden oluşabileceği hükmü yer aldı.

Tebliğe göre, yapısal pozisyon kapsamına dahil edilen altın tutarı ile ortaklık hakkını temsil eden menkul kıymetler tutarı, ayrı ayrı olmak üzere, toplam yapısal pozisyon tutarının yüzde 25’ini geçemeyecek Diğer düzenlemeler Resmi Gazete’de yayımlanan diğer tebliğlere göre de bankalar, varlıklarının korunması, faaliyetlerin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla iç kontrol, iç denetim ve risk yönetim sistemleri kuracaklar. Kredi riski azaltım tekniklerinin kullanıldığı hiç bir alacak, bu tekniklerin kullanılmadığı aynı nitelikteki bir alacak için öngörülenden daha yüksek birrisk ağırlığına tabi tutulamayacak; risk  ağırlıklı tutar hesaplamalarına yansıtılmış olan kredi korumaları, Tebliğ kapsamında tekrar dikkate alınmayacak; geleneksel menkul kıymetleştirmeişlemlerinde, varlıklar risk ağırlıklı tutar  hesabının dışında tutulabilecek

Sermaye yeterlilik rasyosu düşecek

BDDK’NIN Basel2 sisteminin bankacılık sektörüne yönelik etkilerine ilişkin Mart 2012 verilerini baz alarak yaptığı değerlendirmeye göre, yeni sistemde sermaye yeterliliği rasyosunda 1.2 puanlık bir düşüş olacak. Ancak bu otomatik düşüş, sektörün sermaye yeterlilik oranını yasal ve hedef rasyonun altına indirmeyecek. Basel 2 ile birlikte sermaye yeterliliği hesabında varlıklara risk ağırlığı verilmesinde ülkelerin OECD üyesi olup olmama kriteri, kaldırılıyor. Bunun yerine kredi derecelerine göre bir risk ağırlığı belirlenecek. Basel I’de OECD’ye üye ülkelerinin hükümetlerine yüzde “0”, OECD üyesi olmayanlara ülkelere yüzde 100 risk ağırlığı öngörülmüşken, Basel II ile birlikte bu ayrıcalık tamamen ortadan kalkacak. Ülke hazinesi ve merkez bankasından alacaklar ülke derecesine göre risk ağırlığına tabi tutulacak. Ancak ülke hazinesi ve merkez bankasından alacaklar için ülke denetim otoritesincekullanılabilecek bir inisiyatif bulunuyor ve bu yerel para cinsinden olan ve yine yerel para ile fonlanan alacaklara yüzde 0-100 aralığında daha düşük risk ağırlığı verilmesini içeriyor.

Dolayısıyla yabancı para cinsinden olan kamu alacaklarına Türkiye’nin sahip olduğu mevcut derece itibariyle yüzde 100 risk ağırlığı uygulanacakken, ulusal uygulama tercihleri kapsamında Türkiye Hazinesi ve Merkez Bankası’ndan olan TL cinsi alacaklar, TL cinsinden fonlanmak koşuluyla yüzde “0 risk ağırlığına tabi tutulabilecek. Mevcut uygulamada yüzde 50 risk ağırlığında sınıflandırılan konut kredileri, Basel 2’de yüzde 33 olarak sınıflandırılacak. Halen nakit teminatlı olanlarda yüzde 0, ipotek teminatlı olanlarda yüzde 50, diğerlerinde yüzde 100 risk ağırlığına tabi tutulan “firma kredileri”nde , şirketin aldığı dereceye göre belli risk ağırlıkları belirlendi. Perakende krediler ve KOBİ kredileri yüzde 100 risk ağırlığına tabi bulunuyor, ancak bu alacakların kredi koruması bulunması durumunda risk ağırlıkları daha da düşürülebiliyor. Basel 2’de ise söz konusu alacaklar yüzde 75 ağırlığında sınıflandırılacak.

BASEL II NE GETİRİYOR, KOBİ’LERE ÖNERİLER?

Türkiye Bankalar Birliği Basel II Yönlendirme Komitesi tarafından hazırlanan bilgilendirme notunda,
uygulamanın içeriği ve KOBİ’lere etkilerine ilişkin şu değerlendirmelere yer veriliyor:

1- BASEL KRİTERLERİ

Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (Bank for International Settlements-BIS), bankaların dünya çapında ortak standartlarda çalışmasını sağlamak üzere, 1974 yılında oluşturduğu “Basel Komitesi”, 1988 yılında “Basel-I Standartları”nı belirledi. Basel-I Standartları ile bankaların uymaları gereken çalışma kriterleri belirlendi ve krizlere karşı dayanıklılığını artırmak üzere, banka sermayelerinin, riskli aktiflere oranının yüzde 8’den az olamayacağını ifade eden sermaye yeterlilik rasyosunu getirdi. Zamanla mali piyasaların, daha da gelişmesi ve işlemlerin karmaşıklaşması sonucu, Basel-I kriterlerinin yetersiz kalması üzerine yeni standartlar için çalışma başlatıldı. Böylece “Basel-II Standartları” ortaya çıktı. Daha önce iki kez ertelenen Basel-II, 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe giriyor.

2- BASEL-II KRİTERLERİ

Basel-II ile, risk odaklı sermaye yönetimi, risk odaklı kredi fiyatlamasını beraberinde getirecek. Risk odaklı kredi fiyatlaması doğal olarak KOBİ’lerin kullanacakları kredilerin miktarını/fiyatını  olumlu/olumsuz etkileyecek. Kullandırılan kredinin türünden vadesine, teminatından firma derecelendirmesine kadar çeşitli kriterler, kredilerin fiyatına yansıyacak. Mevcut uygulamada kredi riski, ileri tekniklerle ölçülmeden belirlendiğinden, aynı firma hakkında bankalar arasında farklı değerlendirmeler yapılabilmekte, farklı kredi fiyatları ortaya çıkabilmekteydi. Basel-II ile birlikte, riskin ölçümü iki ana unsura dayanmaktadır; kredi kullananın (firmanın) risk seviyesi ve kredi işleminin risk seviyesi. Kredi kullananın riski, firmanın finansal verileri (bilanço, gelir tablosu vb.) ile niteliksel faktörlerinin (yönetici ve ortakların geçmişi, yönetim ve organizasyon yapısı,
ürün/hizmet gelişimi, ithalat-ihracat, pazar payı vb.) değerlendirilmesi sonucu tespit edilen “firma derecelendirme notu” ile ifade ediliyor. Kredi işleminin riski ise, işlemin türü, teminat, vade, para birimi gibi unsurlar ile değerlendiriliyor. Böylece kredi, “çok riskli” veya “az riskli” olarak belirleniyor ve buna göre fiyatlama yapılıyor.

3- BASEL-II’NİN ETKİLERİ

Basel-II kriterlerinin uygulamaya başlanması ile, firmanın ve kullanılacak kredinin risk seviyesi, doğrudan kredi maliyetini etkileyecek. Kredi verilen firmanın derecelendirme notu düştükçe, banka hem daha çok risk alacak, hem karşılık olarak daha çok sermaye tutacak ve dolayısıyla daha çok kaynağını getiriden mahrum bırakacak. Bu durumda firmalara kullandırılacak kredilerin maliyetleri artacak. Öte yandan, Türkiye’de yoğunlukla kullanılan müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi  kefaletleri Basel II’de teminat kapsamına alınmıyor.

4- BASEL-II VE KOBİ’LER

KOBİ’lerin finansman sorunlarının temelinde, özsermaye yapılarının zayıflığı yatıyor. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak olan KOBİ’lerin,  değerlendirilecek olan özelliklerinin başında, sahip oldukları işletme sermayesi geliyor. Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ’lere verilecek kredilerin maliyetleri daha düşük olacak. KOBİ’lerin zaman zaman farklı kurumlar için farklı mali raporlar (bilanço, gelir-gider tabloları vb) üretmeleri söz konusudur. KOBİ bilançolarının kredilendirmeye uygun olmaması (negatif sermaye, bilançodaki zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması, KOBİ’lerin derecelendirme aşamasında yaşayacağı zorlukların başında geliyor. İyi yönetilen, iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm bilgileri (finansal ve niteliksel)  zamanında ve yeterli bir şekilde sunarak şeffaflığı sağlayabilen KOBİ’ler, potansiyel olarak en iyi dereceyi almak suretiyle, en iyi şartlarda kredilendirilme imkanına sahip olabilecekler. Türkiye’de halen geçerli olan KOBİ tanımlamalarının aksine, Basel II’de toplam yıllık satış cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar KOBİ olarak tanımlanıyor.

5-BASEL II’YE GEÇİŞ SÜRECİNDE KOBİ’LERE ÖNERİLER

Türkiye ekonomisinde önemli yer tutan KOBİ’ler Avrupa Topluluğu’na giriş ve Basel II sürecinde, uluslararası rekabete hazır olmak zorunda. Küçüklüklerinin kendilerine sağladığı esneklik ve uyum yeteneğini en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen işletmeler, varlıklarını gelişerek sürdürebilecek. Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen sorunlarla başetmek zorunda kalabilecekler. Basel II ile birlikte bankalar kredi tahsis etmeden önce şirketlerin finansal performansı kadar yönetişim performansıyla da ilgilenecekler. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ve bankalardan finansal performansları ve yönetişim performansları yüksek olan KOBİ’ler daha iyi derecelendirme notları alarak daha düşük maliyetli kredi imkanına sahip olacaklar. Böylece bankalar iyi yönetişim uygulamalarına ve finansal performansa sahip KOBİ’lere daha avantajlı kredi ve finansman olanakları sunacaklar. Kurumsal yönetişim kalitesi yükseldikçe, finansman imkanı ve likidite artmakta ve sermaye maliyeti düşüyor. İyi yönetilen şirketler krizlerde sermaye piyasasından dışlanmayacak, krizleri daha kolay atlatabilecek. Söz konusu kurumsal yönetişimin temel kuralları arasında yer alan kavramlar KOBİ’lerin Basel II çerçevesinde öngörülen gelişimi ile paralellik arz ediyor. Bu kavramlar:

EŞİTLİK: Tüm faaliyetlerde pay ve menfaat sahiplerine eşit davranılması.

ŞEFFAFLIK: Ticari sır dışında şirket ile ilgili finansal ve niteliksel bilgilerin, zamanında, doğru, eksiksiz ve tutarlı şekilde ilgili mercilere ve kamuoyuna duyurulması.

HESAP VEREBİLİRLİK: Yönetimlerin pay sahiplerine/hissedarlara hesap verme zorunluluğu.

SORUMLULUK: Şirket yönetiminin tüm faaliyetinin mevzuata, ana sözleşmeye ve şirket içi düzenlemelere uygunluğu ve bunun denetlenmesidir.

6- YAPILMASI GEREKENLER

Firmaların esas faaliyet konularında çalışması,
Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması,
Faaliyetlerinden doğan risklerini kompanse (hedge) edecek finansal enstrümanların kullanılması,

KOBİ’lerin Basel II’nin öngördüğü teminat yapısına uyum sağlaması:

Firmaların düşük maliyetli kredi kullanmalarına olanak sağlayacak. KOBİ’lerin sermayelerini güçlendirmeleri: Bağımsız derecelendirme kuruluşlarından ve bankalardan alacakları derecelendirme notlarını yükselterek düşük maliyetli kredi olanakları sağlayacak.

Uluslararası kabul görmüş standartlarda, güvenilir mali tabloların üretilmesi, Raporlama, veri tabanı konularında yeni teknolojik yatırımların tamamlanması, Kurumsal yönetim kültürünün en üst yöneticiden tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi, Risk yönetimi konusunda uzmanlaşmayı sağlamak üzere nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması, Karar almada her türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan bir sistemin kurulması: Basel II ile öngörülen değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi, KOBİ’lerin geleceğe dönük alacakları karar ve uygulamaların daha sağlıklı sonuçlar vermesini sağlayacak.

Kılıç, Panama’da balıkçılığa gidiyor, hedefi ABD pazarı


Kılıç, Panama’da balıkçılığa gidiyor, hedefi ABD pazarı

Kılıç Balıkçılık, bir dünya markası olmak istiyor. Bunun için dünyaya açılmak, global düzeyde önemli bir pazar payı sahipi olmak gerekiyor. Başka ülkelerde pazarlama şirketleri var ama şimdi bir adım daha atıyor, başka ülkelerde üretim yatırımına gidiyor. Şirketin patronu Orhan Kılıç, “Balıkçılık için dışarıda iki yer düşünüyoruz. Tunus – Fas ve Panama.

Tunus’ta şirket kurduk. Öncelikle Tunus aqua kültürünün hammede ihtiyacını karşılayacağız. Türkiye’den gemilerle götüreceğiz. 60 irili ufaklı gemimiz, deniz aracımız var. Üç tane deyavru balık taşımak için özel donanımlı gemi aldık. Orada yatırım yapacağız. Onlar Afrika’ya satacaklar balıklarını. Fas’ta yatırımın amacı Batı Avrupa’ya daha taze balık verebilmek. Türkiye’den 3 günde gidebiliyor, Fas’tan dört saatte. Fas’ta yetiştiricilik yapacağız. Fas’ta fizibilite hazırlattırıyoruz. Yer seçimi olacak. Deniz suyuna bakıyoruz. Bu projeye karar verdik” dedi.

Kılıç’ın gündeminde bir de Latin Amerika yatırımı var. Bunun için düşünülen ülke Panama… “Panama devleti ile izin aşamasındayız” dedi. Orhan Kılıç, “Ekip gelecek. Yaptığımız işleri gördükten sonra strateji belirleyeceğiz.Bu yatırımlarda yerel ortaklarımız  yok. Panama’da teklif var ama bir görüşmemiz yok. İhtiyaç duyarsak olabilir. Benim kafama bir de Rusya var ama o şimdi biraz bekleyecek.

Çok dağılmak istemiyoruz” dedi. Kılıç’ın Panama’ya gitmesinin nedeni, Panama pazarı değil. Kılıç, “Özellikle büyütmek istediğimiz taraf ABD pazarı. Payımızı artırmak isiyoruz. Tüketimi çok fazla. Obezite sorunuda var. O pazarda büyümek istiyoruz. Panama’dan bunu yapabileceğiz” dedi.

Mersin’den vazgeçti

Kılıç Holding, daha önce Mersin’e yatırım niyetini açıklamıştı. Ancak bu işten vazgeçilmiş. Orhan Kılıç, “ÇED rapolaını da almıştık. Ancak bu nükleer santral olayları çıkınca biraz endişelendik. Küçük bir sızıntı bizim ürünümüzü mahvedebilir. Hasar alabiliriz diye vazgeçtik. Japonya’da böyle bir deneyim oldu. Japonlar balıkları Avrupa’ya, buralara kadar satılar” diye konuştu.

Kılıç Balıkçılık, ileri işleme işinde yok. Perakende için bazı planları var ancak çok kritik bir ürün olduğu için biraz ağır gitmeyi tercih ediyor. Balık merketleri açacaktı, 2 tane de açtı. Daha fazlasına karar vermek için açık 2 marketin gidişatına bakacak. Milas ve Bodrum’a iki AVM yapacak Orhan Kılıç, inşaat işinde yeni değil. Şimdiye kadar bine yakın konut üretmiş. Bölgede arsa ve arazileri var. Gayrimenkul projeleri için şöyle dedi: “Gayrimenkul sektörüne girdik. Bodrum’da bahçeli, özel havuzlu, 20 lüks konut yapıyoruz. Bodrum’da bin dönümden fazla arazimiz var. Onlar için de projelergelişterebiliriz. İki tane AVM düşüncemiz  var. Milas ve Bodrum’da. Birine eylülde  başlayabiliriz. Bodrum’daki çok büyük olacak, 60 bin metrekare alana kurulacak.” Orhan Kılıç, enerji sektörü ile de ilgileniyor. Gündeminde bazı görüşmeler var. “Bunlar kesinleşmediği için açıklamam doğru olmaz” dedi. Gündemlerindeki bir başka iş, halka açılma… Orhan Kılıç, “Mayısın son haftası olarak planlamıştık ama piyasalar biraz kötüleşince, erken dedik, durduk. Biraz bekleyeceğiz, belki eylül ayında beklentilerimiz gerçekleşirse… Değerini bulması lazım. Yüzde 39 maksimum açmak istiyoruz” dedi.

Kılıç Holding’in gündeminde hisse satışı veya alışı var mı? “Satış yok” dedi Orhan Kılıç, “Halka açılıyoruz. Ancak satın alma olabilir. Hedeflerimizde yakın izlemede olduğumuz şirketler var. Yurtdışında bakıyoruz. Netleşmeden bir şey söylemek zor.”

Orhan Kılıç’ın gündeminde orkinos projesi var. Orkinos, kültür balıkçılığı için uygun değil, denizden toplanıyor. Neslinin korunması için kotalar var. Kılıç, “Dünya yavrusunu pek üretemedi. Bu işe talibiz. Orkinos özel bir teknoloji istiyor. Onun bizde olduğunu düşünüyorum” dedi.

 
İbrahim EKİNCİ

Manisa’nın ilk alışveriş merkezi Magnesia açıldı


 

Avrupa’nın en büyük perakende gayrimenkul portföylerini yöneten, bağımsız ve uluslararası gayrimenkul şirketi Hollandalı Redevco’nun, Türkiye’deki 3’üncü yatırımı Manisa Magnesia AVM törenle açıldı.

 

Magnesia AVM’nin açılışını Manisa Valisi Halil İbrahim Daşöz, Manisa Belediye Baskanı Cengiz Ergün (MHP), Redevco CEO’su Andrew Vaughan ve Redevco Türkiye Genel Müdürü Patrick Van Dooyeweert birlikte yaptı. Magnesia AVM’deki mağazalar ilk gün nedeniyle indirimli satış yapınca Manisalıların akınına uğradı.

Manisa Lalelik Bölgesi’nde İstanbul- İzmir karayolu üzerindeki alışveriş merkezinin açılışında konuşan Vali Halil İbrahim Daşöz, Magnesia AVM’nin kentin ilk alışveriş merkezi ve kentteki değişimin bir göstergesi olması nedeniyle ayrı bir önem taşıdığını söyledi.
Belediye Başkanı Cengiz Ergün de Manisalılar’ı kentte tutmak için ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını belirterek, “Belediye olarak insana verdiğimiz değer gereği sosyal yaşam alanları arttırmaya çalışıyoruz” dedi.
Açılışın ardından, ilk gün nedeniyle mağazaların indirimli satış yapması nedeniyle üç katlı Magnesia AVM’ye akın eden Manisalılar için pandomimli dans gösterileri yapıldı, çeşitli müzik grupları mini konserler verdi. Magnesia AVM’de yarın saat 19.30’da da Hadise’nin konser vereceği bildirildi.
İçinde sinema salonu, yemek katı, eğlence merkezleri ve çocuk oyun alanları bulunan Magnesia AVM’de Tesco Kipa, Cinens, LC Waikiki, Teknosa, Fun Plus, Mango ve D&R, Mavi, Deichmann, De Facto, US Polo, İpekyol, Sarar, Damat, Colin’s, Kigih, Hotic, Greyder, Elle, English Home, Yves Rocher, KRC, Watsons, Flormar, Jumbo, Toyzzshop, Burger King satış yapıyor.

Yalova Üniversitesi’nden İlahiyat Fakültesi Öğrencilerine Pozitif Ayrımcılık


Öğrenim harçlarını protesto eden, parasız eğitim için eylem yapan öğrencilerin okuldan uzaklaştırma, gözaltına alınma, hapse girme gibi sonuçlarla karşılaştığı Türkiye’de, bir devlet üniversitesi parasız eğitim imkanı sağlamayı başarmış gözüküyor ancak sadece tek bir fakülte için…

Harç Parası Ödemeyecekler

Her yıl düzenli olarak zamlanan harç parası, çocuklarını okutmak için bu harç parasını ödemek zorunda olan milyonlarca aile ve okumak için çalışmak zorunda kalan öğrencilere karşın Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanan öğrenciler okudukları süre boyunca harç parası ödemeyecekler.

Yalova Üniversitesi’nin yayımladığı duyuruya göre; öğrenciler ayrıca, en az 250 TL burs alacak ve kendilerine kalacak yer imkanı sağlanacak.

‘Eşit Eğitim Hakkı?’

Vakıf üniversitelerin öğrenci çekmek için uyguladığı yöntemleri bile geride bırakacak imkanlar vaadeden Yalova Üniversitesi’nde öğrenim gören diğer öğrenciler ise yapılan ayrımcılığı tepkiyle karşıladı.

Uygulamanın ‘Eşit Eğitim Hakkı’nın gaspı olduğunu düşünen Yalova Üniversitesi öğrencileri,  üniversite kaynaklarının neden sadece İlahiyat Fakültesi öğrencileri için kullanıldığını, neden ilahiyat Fakültesi’ne öğrenci çekilmeye çalışılırken geri kalan birimlere yatırım yapılmadığını, kendi ödedikleri harçların neden tüm İlahiyat Fakültesi’nde burs olarak kullanılacağını sorguluyorlar.

İşte Yalova Üniversitesi’nin internet sitesinde yer alan duyuru;

Fakültemizi Tercih Etmeniz İçin 10 Sebep:

     Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 1 Ekim 2012 tarihinde eğitim-öğretime başlayacak öğrencilerine çok cazip imkânlar sunuyor:

Her öğrenciye öğrenim harcını karşılama taahhüdü,
İlk 3000’e giren öğrencilere aylık 1000 TL, İlk 6000’e giren öğrencilere 500 TL, fakültemize yerleşen her öğrenciye 250 TL karşılıksız burs,
Bütün öğrencilerimize kalacak yer temini,
Ders saatleri dışında özel eğitim seminerleri fırsatı,
Hazırlık sınıfı sonunda Suudi Arabistan’da (Mekke, Medine ve Cidde) 4 ay süreyle pratik dil eğitimi imkânı,
%100 Arapça eğitim ve İngilizce seçmeli ders alma imkânı,
Akademisyen ve İslâm âlimi yetiştirmeyi önceleyen bir fakülte,
Mezun olan her öğrencimize -akademik kariyer yapma imkânı yanında- öğretmenlik, vaizlik, Kur’an kursu öğreticiliği gibi pek çok sahada iş imkânı,
Alanında uzman, proaktif akademisyen kadrosu,
İstanbul, Bursa ve Kocaeli’ye 1’er saat mesafede, stresten uzak, doğal güzellikleriyle öne çıkan bir şehirde okuma avantajı

Bu imkânları aynı anda sunabilen başka bir fakülte biliyor musunuz?’

Northel, iç bükey aynalarla sektöre giriyor


İç bükey aynalarla 600-700 derecelik ısı elde ettiklerini vurgulayan Northel Enerji Genel Müdürü Cem Yalçın, “En büyük avantajımız tüm üretimleri Türkiye’de yapıyor olabilmemiz” dedi.

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde 500 KW ve altında rüzgâr türbini üretimi yapan Northel Enerji, yaz aylarında kullanıma sunacağı güneş enerji panellerinin hazırlıklarını tamamladı. İç bükey aynalarla 600-700 derecelik ısı elde ettiklerini vurgulayan Northel Enerji Genel Müdürü Cem Yalçın, “En büyük avantajımız tüm üretimleri Türkiye’de yapıyor olabilmemiz” dedi.

Ayvalık’ta Northel Elektrik adı ile faaliyet gösterdiklerini ve 2011 yılında Northel Enerji adı ile kurumsallaştıklarını anlatan Yalçın, bu yıl gerçekleştirdikleri yatırımlarla enerji sektöründe adlarını duyurduklarını dile getirdi. Rüzgâr enerjisinde 500 KW ve altında lisanssız tip olarak bilinen türbinlerin üretimini gerçekleştirdiklerini belirten Yalçın, haziran ayı ile beraber güneş enerjisi sektörüne giriş yapacaklarını kaydetti. Yalçın, “Sadece rüzgâr enerjisi sektöründe değiliz. Üretimimiz olan güneş enerjisi panelleri ile de hizmet vereceğiz.

Özel olarak ürettiğimiz ve çanak şeklinde olan iç bükey aynalar ile 600-700 derece ısı elde ediyoruz. Isı ile beraber yağ ve buhar da açığa çıkıyor. Bunlar paralel olarak kullanıldığında yüksek enerji elde edilebiliyor” diye konuştu.
Lisanssız tip olarak bilinen 30 megawatt ve altı sistemlerde rahatça kullanılabilecek güneş enerjisi panellerinin en büyük avantajının Türkiye’de üretiliyor olması olduğunu belirten Cem Yalçın, Ar-Ge çalışmaları için uzun bir araştırma yaptıklarını aktardı. Yaklaşık bir buçuk yılda iki buçuk milyon TL Ar-Ge’ye bütçe ayırdıklarına dikkat çeken Yalçın, fiili çalışmada ise 10 kişilik bir ekibin, dört yılda 50 bin saat bu konu üzerinde çalışma yaptığını dile getirdi. Bu teknolojinin yazılımı ve donanımının tamamen kendilerine ait olduğunu vurgulayan Yalçın, ürettikleri sisteme 20 yıl kullanım ömrü verdikelrinin altını çizdi.

Güneş enerjisi ile açığa çıkan buharın önemine de değinen Yalçın, şunları söyledi: “Gıda endüstrisi, pişirme teknolojisi, buharlı sterilizasyon, oteller, turizm, çamaşırhaneler ve zeytinyağı fabrikaları bu teknolojiden yararlanılabilecekler. Üretilen güneş enerjisi panelleri yurtdışı fiyatlarına oranla Northel’de yüzde 40 daha ucuz. Ayrıca satış öncesi ve satış sonrası hizmet de sunuyoruz.”

Avrupa’ya tepeden bakan Türkler


Dünya çapında; elektrik, elektronik, mekanik ve bilgi-iletişim teknolojileri alanlarında, teknik servis sağlayıcı Imtech N.V’nin ortağı olan AE Arma-Elektropanç, uluslararası alanda büyük projelere imza atıyor.

AE Arma-Elektropanç son olarak, Moskova’da inşaatı devam eden ve ana müteahhitliğini ANT YAPI’nın yaptığı Avrupa’nın en yüksek binası PLOT 16-A’nın elektromekanik (MEP) işlerinin yapımını üstlendi.

82,5 milyon dolarlık proje

MEP işlerinin kontrat bedeli KDV dahil 82,5 milyon USD olan PLOT 16-A, 49 katlı ofis binası ve 85 katlı rezidans kulelerinden oluşuyor.

Avrupa’nın en yüksek binası

300 bin metrekareden fazla alana sahip olan bina, en uzun noktası olan rezidans kulesi tamamlandığında, 330 metre yüksekliği ile Avrupa’nın en yüksek binası unvanını alacak. Plot 16-A projesinin iki yıl içinde bitirilmesi planlanıyor.

Halen Avrupa’nın en yüksek binası unvanını koruyan “Capital City Moskow Tower” projesi de AE Arma-Elektropanç’ın başarıyla tamamladığı projeler arasında yer alıyor.