Ekonomi hala siyasete çok bağlı


 

 

Ekonomi gazeteciliğinin duayenlerinden Osman Ulagay, AKP iktidarını ve muhalefeti eleştirdi: Ekonomi hala siyasete çok bağlı. Tek adamlık tavrı sürerse yerli ve yabancı sermaye kaçabilir. Ulagay’ın eleştirilerinden basın da kurtulamadı: Medya patronlarına açılan davalar ve vergi incelemeleri, dönemin basını açısından son derece belirleyici
Osman Ulagay, 1981’den 2 Mart 2010’a kadar aralıksız gazetecilik, yazarlık yaptı. Başbakan Erdoğan hakkında yazdığı ‘Medya patronları Başbakan’a cevap vermeyecekti’ başlıklı yazısını gazetesine yolladı. Doğan Grubu, Başbakan’a yanıt vermeme kararı aldığı için yazı yayımlanmadı ve Ulagay da ‘Bu dükkanda bana yer yok’ diyerek sessiz sedasız işini bıraktı. Ardından kamuoyunun karşısına ‘Türkiye Kime Kalacak-Başbakan’ın yazdırdığı kitap’ adlı yeni kitabıyla çıktı. Kitabında hem AKP’yi hem de muhalefeti eleştiren Ulagay, AKP ve Başbakan’ın referandum ve son genel seçimin ardından değişen tavrını yazdı.

BU BİR BAŞARI HİKAYESİDİR
l  Kitabınızda AKP’yi ve muhalefeti ciddi biçimde eleştiriyorsunuz. Ancak Türkiye’nin bugün ulaştığı siyasi ve ekonomik noktanın geçmişle de ciddi bağlantısı olduğunu düşünmüyor musunuz?
Büyük etkisi var. Ekonomik açıdan değerlendirirsek Türkiye yüksek enflasyon sarmalına, 1970’lerde OPEC şoku sonrası girdi ve darbe geldi. 20 yıl boyunca da irili ufaklı yerel ekonomik krizler yaşadık. Bu  manzaranın bir de sosyal yönü var. Son 10 yılda muhafazakarlığın gittikçe prim yaptığını görüyoruz, tersini söylemek risk haline geldi. Bu yapı daha önceki hükümetlerden kalan mirasın pekiştirilmiş hali. İşte bu tablo AKP’nin başarı hikayesini oluşturdu. Türkiye’de kronik enflasyon, Derviş’in başlattığı mali disiplin ve Kürt sorunu vardı. AKP, bunlarla savaşacağını söyledi.

l Bu tablo AKP’ye sıcak bakmanızı mı sağladı acaba?
Özellikle Başbakan Erdoğan’a ve AKP iktidarına ilk günden beri karşı çıkmış olan kesimde ‘işlerin bu noktaya geleceği belliydi, AKP’ye baştan fırsat tanınmasaydı bugün bu noktaya gelinmezdi’ diyerek, bugün dile getirdiğim eleştirilerin geç kalmış olduğunu ileri sürenler oldu. Bu eleştiride bulunanlar AKP’nin demokratik bir seçimle iktidara geldiğini unutuyorlar herhalde. Ülkeyi iflasa sürükleyen anlayış hortlatılsa ve AKP yönetimine demokrasi dışına çıkılarak set çekilseydi daha mı iyi olacaktı? Bence önemli olan, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimini, 27 Nisan e-muhtırasını ve sonrasında kapatılma davası tehdidini atlattıktan sonra ülkenin tek hakimi haline gelme çabalarına başından beri karşı çıkmak ve tavır almaktı. Gülen hareketine yakın olanların da vurguladığı gibi, 12 Eylül referandumu bu süreçte önemli bir dönüm noktasıydı. AKP ‘Yetmez ama evet’ diyenlerin de desteğiyle zafer kazandı ve yargıyı dilediği gibi düzenleme olanağını bulması tek adam ve tek parti rejimine gidişi hızlandırdı.

AKP, BAŞTAN BERİ PRAGMATİST
l Kitabınızda yazdığınız ‘başarı hikayesi’ özellikle de ekonomi alanındaki başarılar bugün de geçerli mi?
AKP iktidara gelmeden önce çok akıllı bir politika uygulayarak yurtdışı piyasalara sondaj yaptı, kendisini anlattı, ne kadar piyasa dostu olduğunu gösterdi. Bu, yabancı sermayenin bakışını olumlu etkiledi. 2003-2006 döneminde ciddi bir ekonomik iyileşme ve performanstan söz edebiliriz. Bu bir güven sağladı. AB ile ilişkiler yürümüye başladı, demokratik açılımlardan söz edilir oldu, bu sayede liberal hatta bazı eski solcuların da desteğini aldılar. Ve 2007 muhtırasıyla AKP daha da güçlendi.

l Bu süreçte AKP’nin ajandası değişti diyorsunuz?
AKP, başından bu yana çok pragmatist bir anlaşıya sahip. Yani yapabileceklerinin sınırını önce test ediyor. Bir konuyu gündeme getiriyor ciddi tepki alırsa ‘tartışılsın istedik’ diyerek geri çekiyor, ortam uygun hale gelince, gücünü ve etki alanını artırdıkça yeniden gündeme getiriyor.

İSLAM UYGARLIĞI İSTENİYOR
l Kitabınızda krizle birlikte Avrupa’daki bazı değerlerin sorgulanmaya başlandığını vurguluyorsunuz. Bunun Türkiye’ye yansımasına baktığımızda artık hedef AB ve onun Batılı yaşam biçimi olmaktan çıkıyor mu?
Küreselleşme, Batı’nın 200 yıllık hakimiyetini sonra erdirdi. Avrupa’nın hem ekonomideki payı azalıyor hem de mali ve siyasi sorunlarını çözemiyor. Bu da Batı’nın ekonomi ve yönetişim sorunlarını gündeme getirdi. Artık ekonomi Doğu’ya yani güç Doğu’ya kayıyor. AKP de iktidarının ilk yıllarında Batı’ya dönük bir yaklaşım içinde oldu ancak şimdi İslam uygarlığına dönük bir vurgu var. Başbakan’ın konuşmalarından bunu görüyoruz.

l Türkiye, İslam ülkelerine örnek olarak gösteriliyor. Bölgesel bir güç vurgusu yapılıyor, bu vurgunun altında aynı yaklaşımın etkisi mi var?
Bizim küresel güç olma iddasını taşıyacak gücümüz var mı, bunu tartışmalıyız. Başbakan’ın Mısır ve diğer Arap ülkelerine yaptığı gezide, gördük ciddi bir ilgi söz konusu ama orada da bıçak sırtı bir durum var. Sürekli Osmanlı mirasının vurgulanması, eşitler arasında birinci olma havası bölgenin hoşuna gitmiyor. Türkiye’nin çıkıp; Batı’ya, Amerika’ya, Doğu’ya ders verir havasında tavrında olması irrite edici.
Aşırı özgüvenin verdiği ders verme esprisi Batı’da hoş karşılanmıyor. Batı’da (her ne kadar bazen çifte standart uyguladığını kabul ediyorsak da) en vazgeçilmez standartlar, düşünce ve ifade özgürlüğüne dönük tepkiler. Bunun dozunun giderek arttığını görüyoruz.

KILIÇDAROĞLU’NUN REFLEKSLERİ DEMOKRATİK
l Kitapta ana muhalefeti çok eleştiriyorsunuz ancak CHP’de de bir kıpırdanma var. Kılıçdaroğlu ‘Yeni CHP’ diyor. Sizin bir umudunuz var mı?
Kitapta kolaylık olsun diye laik diye adlandırdığım kesim, AKP’ye karşı öne süreceği çağa uygun bir söylem geliştiremedi. Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki kazanımları korumaya odaklandı ve bugünkü dünyanın gerçeklerine duyarlı bir açılım ortaya koyamadı. Laik kesimdeki bu tavır CHP’ye de yansıdı. Tarihsel faktörler, partinin büyük bir yenilenme yapmasını zorlaştırıyor ama bir yandan da Kılıçdaroğlu ile birlikte bu dar çerçeveyi kırmak, yenilemeye doğru açılma teşebbüsü var. Kılıçdaroğlu’nun refleksleri daha demokratik, daha toplumla bütünleşmeye açık ve yenilenme ihtiyacını yürekten kabul eden bir refleks var ancak partinin yapısı içinden gelen frenleyici unsurlar var. CHP içinde tek tük de olsa kitapta sözünü ettiğim ülkeyi değiştirecek gençler var. Siyaset bir yerde güç elde etme oyunudur uzun süre bunu elde edemez ve etkili olamazsanız yenilik de zorlaşır. CHP’nin önünde kritik bir dönem var. Ancak şöyle bir fırsat da var; Başbakan’ın son dönemdeki söylemi ve kendi düşüncesine uygun yapıyı empoze etmek istemesi liberal kesimi de rahatsız ediyor. Taraf’ın yanı sıra Zaman’da bile sert eleştiriler görüyorum. Bu daha özgürlükçü bir söylemi savunma ortamını güçlendiriyor. Bunun yanı sıra Türkiye için yeni bir vizyon ortaya koyması gerekiyor. İslam uygarlığı vizyonunun karşısına daha evrensel bir vizyon yani farklı bir hikaye konması gerekiyor.

İŞ DÜNYASI SESSİZ, RANT PEŞİNDE
l AKP’nin yarattığı bu ortamın sermaye kaçışına yol açabileceğini belirtiyorsunuz, açabilir misiniz?
Bir kesimi dışlama öğesi çok vurgulanırsa olumsuz etkileri olur. AKP’ye destek veren, yakını olan ve Gülen cemaatinin etkisi altındaki iş kesimi sürekli artıyor. Ancak buna karşın dünya ekonomisi ve Türkiye’deki yapı yerleşmiş gruplara ait. Özellikle, yabancı sermaye ve yerli sermaye rahat hareket edeceği ortam arar, kendisinı sıkıştıran bir yapı olursa kaçabilir.

l Ancak iş dünyası memnun görünüyor, eleştiren çok az. Bu Çelişki değil mi?
Bunu da başarı ve gücün getirdiği etkiye bağlamak lazım. Ayrıca Türkiye’de ekonomi hala siyasete çok bağlı. Devletin vereceği kararlarla çok büyük rantların el değiştirmesi mümkün, yeni projeler var ve onlardan pay almak için eleştirmemek gerekiyor.

AVRUPA ŞU AN POKER OYNUYOR
l Bu yıl bir ekonomik yavaşlama olacağı bekleniyordu, nereye kadar sürebilir?
Avrupa’da bundan sonra yaşanacak olanları kontrol altına alacak bir önlem paketi alınacak mı, yoksa durum çığırından çıkacak mı? Herhangi bir ülkenin eurodan çıkmadan devam etmesi için poker oynanıyor. Yunanistanlı solcu liderler bu kozu kullanıyor. Eğer Avrupa başaramazsa bu bizi de olumsuz etkiler. Hala ihracat ve ticaretimizde Avrupa’nın payı yüksek. Ayrıca euronun değer kaybetmesi de bizim aleyhimize. Önümüzde bilinmeyeni çok, karışık bir tablo var.  Öte yandan ABD’nin ilginç refleksleri var. İş hayatını etkileyen kesimde ABD’de hala muhafazakar ve aşırı piyasacı görüşler var. Cumhuriyetçi aday kazanacak olursa belki ekonomiye pozitif bir ivme bile getirebilir. ‘Artık bizim adam geldi, vergi koymaz’ havası olabilir. Ama bunu yapacak olanakları da çok kısıtlı, ancak bu da bir seçenek. Eğer Obama kazanırsa mevcudun devamı olacak. Hızlı bir düzelme beklemek doğru değil. İran ve Suriye konusu ise hala çok karışık, neler olabilir kimse bir tahminde bulunamıyor.

BAŞBAKAN’IN HOŞUNA GİTMEYEBİLİR KAYGISI
l Bu süreçte medyada da değişim başladı. Siz darbe dönemlerinde de gazetecilik yazarlık yaptınız, nasıl bir fark var?
Ben 12 Eylül döneminde gazetecilik yapmaya başladım. Tek emirle gazetelerin kapandığı dönemdi, şimdi daha farklı ama tehlikeli bir süreç yaşanıyor. Bu dönemin medya açısından belirleyici özelliği; medya patronlarına açılmış vergi davaları ve incelemeler. Bir de Başbakan’ın sık sık belli ettiği tavırla; ana akım dışında kalan büyük bir bölümde Başbakan’ın koyduğu çerçevenin içinde kalma kaygısı ağır basıyor. Bu da patronlardan gazete yönetimlerine kayıyor. Birçok gazeteden şunu duyuyorum; önümüze 20 konu gelirse 10-12’sini Başbakan’ın hoşuna gitmeyebilir kaygısıyla eliyoruz, bu muhabire kadar uzanan bir zincir.  Ancak son zamanlarda Başbakan’ın söylemiyle hoşuna gitmeyen konular artıyor; artık kürtaj da, tiyatro da var.

 

Esin GEDİK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s