Kentsel dönüşümü doğru anlamak


Tarık ŞENGÜL*

Bu kısa değerlendirme kentsel dönüşüm uygulamalarını iyi anlamadığımızı ve yerel seçimlere giderken bu yetersizliğin önemli olumsuz sonuçlarının olacağını göstermeyi amaçlıyor. Yazının birinci bölümü kentsel dönüşüm süreçlerine yönelik solda yapılan değerlendirmelerin bir çözümlemesini yaparak, yetersizliğin kaynaklarını göstermeyi amaçlıyor. İkinci bölüm kentsel dönüşüm süreçlerine ilişkin solda hâkim yetersizlikleri aşmaya yönelik yeni bir okuma biçimi öneriyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜME YUKARIDAN BAKMAK

Kentsel dönüşüm süreçlerine yönelik eleştirel tartışmalarda iki temel yola çıkış noktası bulunuyor. Birincisi kentleri yeniden yapılandırıp, dönüştüren bu sürecin neo-liberal birikim stratejisi ile olan yakın ilişkisidir. Neo-liberalizm kendi dünyasını kurarken, kendinden önce gelen kesim ve mekânlarıyla da bir hesaplaşma içine girmiştir. Sınıf dengeleri olanak verdiği ölçüde bu mekânların kendi mantığıyla çelişenlerini dönüştürmeye yönelmiştir. Gecekondu alanları bu durumun iyi bir örneğidir. Daha önceki dönemlerde üretimin gerektirdiği işgücü depoları olan bu yerleşim alanları üretimin ikincilleştiği neo-liberal dönemde işlevselliğini önemli ölçüde yitirmiştir. Bugün kentsel dönüşüm olarak adlandırılan sürecin gerisinde bu tür bir tasfiye vardır.
Neo-liberalizm kendinden önce gelen mekânları dönüştürme sürecinin ikinci ilişkili boyutu mekânın metalaştırılmasına işaret etmektedir. Kapitalist toplumlarda mekân her zaman bir meta özelliği taşımaktadır. Ancak neo-liberalizm açısından mekânın metalaşması daha önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak derecede stratejik bir öneme sahiptir. Keynesçi ve ithal ikameci stratejiler açısından ekonominin sürükleyici gücü üretimdir. Neo-liberal birikim stratejileri sermaye birikim süreçlerini ulus-devletin ötesi bir mantıkla yeniden kurgularken, finanssallaşma olarak adlandırılan strateji altında üretimi ikincilleştirip, finans sektörünü büyümenin merkezine koymuştur. Bu sürecin mekânsal yapılar açısından önemli sonuçları vardır.
Bu sonuçlardan en can alıcısı kent mekânını metanın üretildiği yer olmaktan öteye taşıyarak mekânı metanın kendisi haline getirilmesidir.Diğer bir anlatımla kent mekânı neo-liberal dönemde metanın üretildiği, dolaşıma çıktığı, tüketildiği bir yer olmaktan öte bir işlev kazanmış kendisi stratejik bir meta olarak birikim süreçlerinin merkezine yerleşmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, daha önceki birikim stratejilerinde de üretimde aşırı biriken sermaye kentsel yapılı çevreye yönelip, mekânı metalaştırarak krizlerini aşmayı denemiştir. Neo-liberal finansallaşma süreci önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak büyüklükte yarattığı aşırı birikimi yaygın ve yoğun biçimde kent mekânına yönlendirirken, kent mekânının dönüşüm/yeniden yapılandırma süreçleri aracılığıyla sistematik biçimde metalaşmasını da sağlamış bulunmaktadır. İç ve dış borçlanma ile desteklenen bu süreçte büyük ölçekli projeler sadece kentlerin değil ekonomin işleyişinin de dinamosu haline getirilmiştir.
Birikim süreçlerinin giderek artan biçimde kent mekânın metalaşması üzerinden şekillenişinin bölüşüm süreçleri açısından da önemli sonuçları vardır. Uzun süre küçük mülkiyete dayanan kentleşme modeli sonrasında büyük projeler aracılığı ile kentleşme stratejisinin öne çıkışı güçsüz kesimlerin yaşam alanlarına devlet aracılığıyla el konulması yönünde sistematik bir müdahaleyi gerekli kılmıştır. Başta gecekondu alanları olmak üzere güçsüz kesimlerin mekânlarına el koyulması yoluyla yeni orta sınıfı hedefleyen büyük projelere alan açılırken, güçsüz kesimlerin kentin stratejik noktalarından “kovulması” yaygın bir uygulama haline gelmiştir. Benzer biçimde kamu mekânlarının da bu süreçte büyük projeler için tasfiyesi dönüşüm sürecinde sıkça uygulanan bir strateji olmuştur.
Neo-liberalizmin piyasa merkezli söylemine karşın, dönüşüm sürecinin büyük ölçüde devlet ve devletin elindeki planlama kurumu tarafından gerçekleştirildiği tartışmasızdır. Mekânın hızlı ve yaygın biçimde metalaştırılıp, birikim süreçlerinin parçası haline getirilişi yoğun bir el koyma biçiminde gerçekleştiği ölçüde, siyaset büyük ölçüde bir savaş biçiminde işleyen bir sürece dönüşmüş bulunmaktadır. El koyma yoluyla birikim işleyişi açısından ülkelerarası savaş durumlarında şahit olunan düşman toprağını ele geçirme, yağmalama stratejilerinden esaslı bir farklılık göstermemektedir. Bu süreç “normal siyasal işleyişin” hukukunu askıya alırken, savaş durumunun öngördüğü “olağanüstü dönem” ve “istisnai durum” koşullarının hukuk anlayışını süreklilik kazanan biçimde öne çıkarmıştır. Kent mekânın savaş alanı olarak tanımlandığı bir durumda, devletin kendisi bir savaş aracına dönüşürken, TOKİ gibi kurumlar bu savaş makinasının işgal ve el koyma uygulamalarının stratejik aygıtları olarak çalışmaktadır. Mekânın birikim süreçlerinin merkezine getiren bu metalaşma sürecinde tıpkı savaş durumlarında olduğu gibi hız önemli bir girdi haline gelmiştir. Metanın mantığına uygun olarak mekânın üretimi ve tüketim noktasına ulaşarak kar realizasyonunun gerçekleştirilmesi her şeyden önce bir hız sorunu olduğu ölçüde, dönüşüm süreçlerinin önündeki hukuki ve toplumsal engellerin kaldırılması stratejik bir kaygı olarak öne çıkarılmıştır. Tartışma ve müzakereye tahammülü olmayan bu hız tutkusu giderek artan biçimde demokratik süreçlerin işleyişini de askıya almış bulunmaktadır.  Dönüşüm ve yenileme alanlarına yönelik yeni yasal düzenlemeler hızlı işleyişinin önündeki engelleri kaldırırken, TOKİ gibi savaş aygıtlarıyla birlikte siyasal alanda şahit olunan otoriterleşme eğilimlerini kentsel alana da taşımışlardır.

DÖNÜŞÜM SÜRECİNE AŞAĞIDAN YUKARIYA DOĞRU BAKMAK

Bu değerlendirmeler göstermektedir ki kentsel dönüşüm daha genel bir dönüşümün parçası olarak bir yandan sermayenin diğer yandan da devletin odağında yer aldığı bir sürece işaret etmektedir. Kentlerin bu büyük dönüşümünün önemli siyasal/sınıfsal sonuçlarının olduğu; çalışan sınıfların bu sürecin kaybedenleri haline geldiği açıktır. Bununla birlikte, yukarıda yaptığımız değerlendirme kentsel dönüşüm süreçlerini kavramamız açısından yeterli olmadığı gibi böylesi bir açıklama ile yetinmek yukarıdan aşağı örgütlenen ve uygulanan dönüşüm politikalarının toplumsal alanda karşılığının bulunmadığı gibi yanlış bir sonuca da götürebilir.
Oysa kentsel dönüşüm süreçleri başta orta sınıflar olmak üzere toplumun farklı katmanları tarafından da yorumlanmakta, süreçlere farklı noktalardan sürece eklemlenip, dahil olma yönünde stratejiler geliştirilmektedir. Orta sınıflar açısından bu sürece eklemlenmenin önemli araçlarından biri konut kredisi ve borçlanmayı da gündeme getiren mülk edinme yoluyla birikim stratejidir. Kentlerde son dönemde patlayan kapalı siteler ve konut kuleleri bu kesimleri hedeflerken, bu kesimleri sadece mülk sahibi yapmamakta, bu oyuna girdikleri ölçüde böylesi bir kentleşme modelinin sürdürülmesi bu kesimlerin birikim ve yaşam biçimlerinin korunması açısından önemli hale gelmektedir. Bu süreçte gecekondu ve benzer nitelikte dönüşüme konu olan konut alanlarında yaşayan mülk sahipleri açısından da dönüşüm süreçleri birçok durumda bir fırsat olarak görülmektedir. Sahip oldukları taşınmazı pazarlık masasına koydukları ölçüde gecekondu nüfusu da kentlerde tek oyun haline gelen rant aracılığıyla birikim oyununun tarafı haline gelmekte, pastadan payını almak isteyen girişimci bireye dönüştürmektedir.
Bu sürecin mutlak kaybedeni kentin mülküz nüfusudur. Ancak bu tespit orta sınıf ve gecekondu nüfusunun söz konusu oyunun kazananları olduğu sonucuna götürmemelidir. Kentsel taşınmazlar üzerinden rant arayışının bu kesimler için bir kumar anlamına geldiği ve uzun vadede oyunun tek kazananının kumarhaneyi işletenler olduğunu en yalın biçimde Amerika Birleşik Devletleri’nde yakın dönemde patlayan konut kredisi temelli kriz ve bunun mağduru haline gelen milyonlarca orta ve alt gelir grubu ailenin durumu göstermiştir. Ancak bu kesimlerin bu kumar niteliğindeki oyuna dâhil oluşları ya da olma istekliliklerini bir yanlış bilinç soruna indirgemek de doğru değildir. Sorun içinde yaşadığımız dönemde kentlerde tek oyunun rant oyunu olmasıdır. Bu çerçevede gerek orta sınıfın gerekse gecekondu nüfusunun bu refleksi konumlarını korumaya yöneliktir.

SONUÇ

Yukarıdan aşağı inşa edilip, aşağıdan yukarıya da belli bir destek bulan rant merkezli kentsel dönüşüm süreçleri tam da bu yaygın destek çerçevesinde sadece iktidarın kentsel stratejisinin değil, aynı zamanda genel hegemonyasının inşasında da önemli rol oynamaktadır. Bu süreç karşısında karşı çıkış/direniş önemli olsa da, sözünü ettiğimiz hegemonyanın yıkılabilmesi için yeterli değildir. Gezi süreci ile en yüksek noktasına ulaşan tepki ve direniş refleksinin bir karşı projeye evirilmesine ihtiyaç vardır. Bu karşı projenin en önemli unsurlarından biri neo-liberal kent projesi karşısında toplumcu bir kent projesi olmak zorundadır. Yaşam alanlarını ele geçirip sömürgeleştiren neo-liberal proje karşısında yaşamı ve yaşam alanlarımızı savunan böylesi bir proje kentte tek oyun ve kader olmadığını gösterdiği ölçüde geniş kesimlerin desteğini alabilecektir.

* Doç. Dr., ODTÜ, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

AFAD Başkanı Fuat Oktay”17 Bin konut ekim’de teslim”


AFAD Başkanı Fuat Oktay"17 Bin konut ekim'de teslim"

17 Ağustos Marmara depremi ile Van depremi sürecini anlatan Oktay, Van’da 76 bin çadırın dağıtıldığını, 17 bin kalıcı konutun tamamının ise Başbakan’ın söz verdiği üzere ekim ayında teslim edileceğini söyledi.

Fuat Oktay, Marmara depreminin 13. yıldönümü dolayısıyla AFAD merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Oktay, dünden bugüne başta doğal afetler olmak üzere tüm afetlere hazırlıkta gelinen noktayı değerlendirdi. 17 Ağustos depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyen Oktay, bugün ki toplantının amacının ‘nereden nereye geldik’ olduğunu vurguladı.

Türkiye’de afet denince akla doğal afet bunun içinde de depremlerin öncelik haline geldiğini aktaran Oktay, doğal olmayan afetlere dikkat çekti. Yine doğal olmayan afetlere insani hareketlilikleri de örnek gösteren Oktay, günümüzde son derece tehlikeli boyutlara gelen teknolojik afetlerin de önemli olduğunu ifade etti.

“MEDYADA BİZİM EKİBİMİZ İÇERİSİNDE”

Kendi işini bir ‘sevda’ olarak adlandıran Oktay, sınırların ötesine yapılan yardımların insani yardımlar olduğunu, siyaset dışında değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Libya, Suriye ve Myanmar’daki faaliyetleri anımsatan Oktay, bu insani işten dolayı çok mutlu olduklarını dile getirdi. Oktay, yapılan iş noktasında medyanın da yanlarında olması gerektiğini, bunun bir ekip işi olduğunu bildirdi.

Geçmişte yaşanan acı hadiselerin hatırlanılmasının güzel bir şey olmadığını bildiğini fakat geçmişten ders çıkartılması için önemli olduğuna dikkat çeken Oktay, bugün 13. yıldönümü olan 17 Ağustos depreminde insani yardım çalışmalarında hazırlıksız olunduğunu bugünle kıyaslayarak anlattı.

AFAD olarak 17 Ağustos’ta desteğin saatler sonra geldiğini bildiren Oktay, 03.30’da olan depreme müdahalenin 07.30 ve 09.00’da olduğunu anımsattı. Yine yaşanan çadır sıkıntıları, sağlık sıkıntıları ve arama kurtarma ekiplerinin yetersizliğinin söz konusu olduğunu vurgulayan Oktay, depremin 50. gününde dahi çok önemli sorunlarla karşı karşıya olunduğunu söyledi.

Bugün geçmişten dersler çıkartarak bugüne geldiklerini kaydeden Oktay, Van depreminin ilk saatinden itibaren yapılan müdahalede değindi. Van depreminde ölü ve yaralı sayısının diğer depreme göre az olmasına rağmen hasarın çok büyük olduğunu dile getirerek, ilk 6 saatte Marmara depreminde 115 personel, 5 kurtarma aracının bulunduğunu, Van’da ise 903 personelin 192 kurtarma aracının müdahale ettiğinin altını çizdi. Oktay, Van’da ilk 12 saatte de bin 908 personel, 625 UMKE ile sağlık ekibinin 91’de ambulansın görev aldığını aktardı.

Özellikle Başbakan’ın ve bakanların ilk günden itibaren bölgede olduğunu hatırlatan Oktay, bölgeye yapılan yardımları anlattı. Çadır noktasına değinen Oktay, Van’a 76 bin çadır dağıtılmasına rağmen hoş olmayan fotoğrafların yaşandığını vurguladı. 30 binlik bir konteyner kent oluşturduklarını da bildiren Oktay, birinci yıldönümünde Van için hayallerinin depremin yaralarının tamamen sarıldığı bir Van olduğunu vurguladı.

“17 BİN KALICI KONUT EKİM’DE TESLİM EDİLECEK”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği sözü hatırlatan Oktay, depremin birinci yıldönümünde toplam 17 bin kalıcı konutun teslim edileceği müjdesini verdi. 23 Ekim’de teslimin olacağını belirten Oktay, 17 bin kalıcı konutun bir yıl içerisinde tesliminin çok önemli olduğuna dikkat çekti.

“VAN DEPREMİNİN TOPLAM MALİYETİ 5,5 MİLYAR”

Almaları gereken dersin 17 bin konut yapmak olmadığını, 17 bin konutun yıkılmaması gerektiğini vurgulayan Oktay, depremin maliyetinin 5 buçuk milyarı bulduğuna değindi.

AFAD olarak artık afetlere çok öncesinden tam olarak nasıl daha iyi hazır olabileceklerine baktıklarını ve tüm hızıyla bu çalışmaları yaptıklarını anlatan Oktay, asıl önemli olanın kamuoyunun bilinçlenmesi olduğunu bildirdi. Çalışmalarını kümeler halinde yapacaklarını ifade eden Oktay, sağlık bakanlığı, TOKİ tüm ilgili kurumlarla oturup neler yapabileceklerini çalıştıklarını dile getirdi.

Son olarak afetlere hazırlık noktasında çok önemli projelerin olduğunu kaydeden Oktay, özellikle eğitimin önemine şu sözle dikkat çekti: “76 bin çadır dağıtıp da hala ben çadır alabilir miyim, 1 tane değil de 5 tane alsam” düşüncesinin eğitimle alakalı olduğuna vurgu yaptı.

Bir gazetecinin ’13 yılda daha iyi noktalara gelinemez miydi?’ yönündeki sorusuna Oktay, tabii ki daha iyi yerde olunabilirdi. Ama bu konuda sadece yasalarla, kamu boyutu ile olabileceğini düşünmüyorum. Bu iş birliktelikle, bireysel bilinçlenme ile olur.” cevabını verdi.

“YETERİ KADAR ÇADIR STOKUMUZ BULUNUYOR”

Başka bir gazetecinin çadır stokunu sorması üzerine Oktay, şuan itibari ile her hangi bir afet olması durumunda çadır stokunun yeterli olduğunu söyledi.

‘Gökdelenlerin sağlamlığı depremde test edilecek’


İnşaat Mühendislerinden Olası Depremin Bilançosu

 

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe , “Ne yazık ki, Türkiye ‘de afet ve deprem gerçeği gündemde olmasına rağmen yürürlükte bulunan yasa, yönetmelik ve plan hükümlerine aykırı yapılaşma bugün de devam etmektedir” dedi. İstanbul ‘un yaşayacağı bir depremde çadır yeri ve toplanma alanı olarak belirlenen yerlerin büyük bir kısmının yapılaşmaya açıldığını söyleyen Şube Başkanı Cemal Gökçe , “En az 400 bin ailenin acil barınmaya ihtiyacı olacak. 160-200 bin yaralı insanın hastaneye ihtiyacı olacak. 70-150 bin insan yaşamını yitirecek. Elektrik santralleri hasar görecek. 250-300 bin mertebesinde iş kaybı olacak. Endüstri tesisleri hasar görecek. Tuzla Tersanesi , Ambarlı Tesisleri hasar görecek. İstanbul ‘un bir çok yerinde yangın çıkacak. Tarihi yapılarımız hasar görecek, yıkılacak” diye konuştu.

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe , 17 Ağustos 1999’daki Marmara depreminin 13’üncü yıldönümünde basın toplantısı düzenledi. Gökçe , yürürlükte bulunan “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkındaki Yönetmelik”e göre Türkiye topraklarının yüzde 66’sının, nüfusun yüzde 71’inin, toplam belediyelerin ise yüzde 68’inin birinci ve ikinci derece deprem bölgesi içinde yer aldığını vurguladı. Üçüncü ve dördüncü deprem bölgeleri de dikkate alındığında Türkiye topraklarının yüzde 92’sinin deprem tehlikesi altında bulunduğunu ifade eden Gökçe , “Bu nedenledir ki, can ve mal kayıplarının fazlalığı bakımından deprem doğal afetler içinde önemli bir yere sahiptir. 1900’lü yıllardan bu güne kadar ülkemizde yaşanan depremlerde yaklaşık olarak 100 binden fazla insanımız can kaybına uğramış, 250 bin insanımız yaralanmış, 600 binden fazla yapımız da yıkılmış veya önemli ölçüde hasar görmüştür” dedi.

 

BOŞ ALANLARA VE ÇADIR YERLERİNE İHTİYAÇ VARDIR

Gökçe , 17 Ağustos 1999 yılında Gölcük’te meydana gelen depremi hatırlatarak, “Ne yazık ki, deprem tehlikesi altında bulunan ülkemizin mevcut yapı stoku halen deprem riski altında bulunmaktadır. Açıkçası deprem güvenliği olamayan yapılarımızı, güvensiz bir şekilde yeni bir deprem bekliyor. Oysa aradan geçen 13 yıl içinde İstanbul ‘da bulunan ve deprem güvenliği olamayan yapılarımızın en az 3’te birini güvenli hale getirmek mümkün olabilirdi. Ne yazık ki, Türkiye ‘de afet ve deprem gerçeği gündemde olmasına rağmen yürürlükte bulunan yasa, yönetmelik ve plan hükümlerine aykırı yapılaşma bugün de devam etmektedir” diye konuştu. 17 Ağustos depreminde yapıların yüzde 6’sının göçtüğünü, yüzde 7’sinin ağır hasar, yüzde 12’sinin ise orta hasar aldığını belirten Gökçe , yapıların yüzde 25’inin oturulamaz hale geldiğini dile getirdi. Gökçe , olası bir İstanbul depreminde yapı stoğunun, oran olarak en az 17 Ağustos depreminde meydana gelen ölçekte hasar alacağının altını çizerek, “Yani İstanbul ‘daki yapılarımızın yaklaşık yüzde 25’i oturulamaz hale geleceğinden boş alanlara ve çadır yerlerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle 17 Ağustos depremi sonrası İstanbul ‘un yaşayacağı bir depremde bir çadır yeri ve toplanma alanı olarak kullanılabilecek 470 alan belirlenmiştir. Ne yazık ki, bu alanların büyük bir kısmı bugün yapılaşmaya açılmıştır” dedi.

Olası bir İstanbul depreminde neler olacağını da sıralayan Gökçe , “En az 400 bin ailenin acil barınmaya ihtiyacı olacak. 160-200 bin yaralı insanın hastaneye ihtiyacı olacak. 70-150 bin insan yaşamını yitirecek. Elektrik santralleri hasar görecek. 250-300 bin mertebesinde iş kaybı olacak. Endüstri tesisleri hasar görecek. Tuzla Tersanesi , Ambarlı Tesisleri hasar görecek. İstanbul ‘un bir çok yerinde yangın çıkacak. Tarihi yapılarımız hasar görecek, yıkılacak” diye konuştu.

(BB) – İstanbul

Deprem için 40 milyar lira


Marmara Depremi sonrasında bugüne kadar vergilerden 40 milyar TL toplandı. Vergiler içinde en büyük payı Özel İletişim Vergisi aldı.

 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 13. yıldönümü. 13 yıl önce meydana gelen depremde 20 bine yakın vatandaş hayatını kaybetti. 378 bin konut hasar gördü. 13 yıl önce meydana gelen depremin tahribatını gidermek amacıyla 6.2 milyar dolarlık kaynak ihtiyacı saptanmıştı. Bunun için birçok ek vergi getirildi. Ek gelir, ek kurumlar, ek emlak ve ek motorlu taşıtlar vergisi çıkarıldı. Ayrıca Özel İletişim ve Özel İşlem Vergisi adı altında yeni vergiler geldi. 2003’te Özel İşlem Vergisi kaldırıldı. O günden bugüne sadece Özel İletişim Vergisi kaldı, bu vergi alınmaya devam ediyor. DPT’nin hesabına göre 2006 sonuna kadar deprem vergilerinden 20 milyar lira toplandı. Özel İletişim Vergisi’nden ise 2006’dan sonra 2012 Haziran sonu itibariyle 19.5 milyar lira daha gelir elde edildi. Böylece 2012 Haziran ayı sonuna kadar vergiler 39.9 milyar lirayı buldu. Özel İletişim Vergisi’nden bu yıl da 4.8 milyar lira gelir bekleniyor. Marmara Depremi’nin ekonomideki toplam zararı ise TÜSİAD ’a göre 17 milyar dolar, DPT’ye göre 15-19 milyar dolar, Dünya Bankası’na göre de 12-17 milyar dolar olarak hesaplandı. Kaynak ihtiyacının giderilmesi için birçok ek vergi getirildi. Deprem için getirilen vergiler içinde en çok gelir elde edilen Özel İletişim Vergisi oldu. Ek gelir vergisinden 194.7 milyon lira, faiz vergisinden 2.9 milyar lira, ek kurumlar vergisinden 343.5 milyon lira, ek motorlu taşıtlar vergisinden 196.4 milyon lira, ek emlak vergisinden 115.4 milyon lira, Özel İşlem Vergisi’nden 2.6 milyar lira, bedelli askerlikten 419.8 milyon lira, Özel İletişim Vergisi’nden ise 33.1 milyar lira gelir geldi. 2003 yılında ek vergilerin çoğu bitti.
Yine DPT’nin yaptığı çalışmaya göre 2009 yılına kadar deprem için yapılan yatırımlar 9.2 milyar civarında oldu. Bunun 6.7 milyar lirası yeniden inşa için kullanıldı.

Kaynak : Radikal

Samsun Mimarlar Odası: Dere Yatağının Değiştirilmesi Ve Kapalı Kanala Alınması Sele Neden Oldu


 

SAMSUN Mimarlar Odası Başkanı Selami Özçelik, “Dere yatağının değiştirilmesi ve yetersiz kesitle üstü kapalı bir kanal içine alınması, yağışları felakete dönüştürmüştür” dedi.

Mimarlar Odası Başkanı Selami Özçelik, bugün oda binasında bir basın toplantısı düzenleyerek geçen hafta Çarşamba günü yaşanan sel felaketiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. TOKİ’nin Mert Irmağı ve Yılanlı Dere havzalarına yaptığı konutlarla ve Samsun-Ordu karayolu Derbent mevkiindeki İncirli Deresi havzasına yapılan alışveriş merkezi inşaatlarıyla ilgili daha öncede yetkili makamlara defalarca uyardıklarını belirten Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanı Selami Özçelik, “Mimarlar Odası, taşıdığı kurumsal sorumluluğun bilinciyle hareket etmektedir. Son yıllarda kentlerde oluşan imar rantı büyük değerlere ulaşmıştır. Belediye meclis kararlarının yüzde 90′ı imar değişikliği talepleriyle ilgilidir. Odaların selden rant çıkarmak gibi bir anlayışının olamayacağı herkesçe bilinmektedir. Samsun’da sel felaketi sürekli yaşanmaktadır. Buna da yağışların büyüklüğünden çok, dereler üzerindeki yanlış fiziki müdahaleler neden olmaktadır” dedi.

 

Yılanlı Dere üzerinde sel kapanının yeterli mukavemetle yapılmadığı için yırtıldığını ileri süren Mimarlar Odası Başkanı Selami Özçelik, “Bu kapanın önünde yığılmış olan çöp ve hafriyat artıkları, dere yatağının değiştirilmesi ve yetersiz kesitle üstü kapalı bir kanal içine alınması, iki duvar arasına alınarak ıslah edilmiş olan Mert Irmağı yatağının içine karayolu köprüsünden itibaren yaklaşık 1 kilometre uzunluk ve 8′er metre genişlikte iki taraflı dolgu yapılması, gibi yanlış uygulamalar bu yağışları felakete dönüştürmüştür” diyerek şöyle devam etti:

“Kasım 2008′de yapılan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kent Sempozyumu’nda özellikle Mert Irmağı havzası incelenerek alınması gereken tedbirler çok kapsamlı biçimde incelenmiş ve sempozyum sonuçları Şubat 2009 tarihinde Büyükşehir Belediyesi ve Valiliğe gönderilmiştir. Ayrıca Yılanlı Dere taşkın sahasında yapılaşmaya göz yumulmuştur. Yılanlı Dere yatağının değiştirilerek elde edilen arazi kentsel dönüşüm adıyla TOKİ’nin yaptığı uygulama, bu kurumu bir kez daha tartışılır hale getirmiştir. TOKİ’nin görevi sağlıksız alanları yaşanabilir alanlara dönüştürmek ve afetten etkilenmeyecek konutlar yapmaktır. Derbent mevkiinde İncirli Deresi’nin ağzına inşa edilmiş AVM’de yaşanan felaketin nedenlerinin ayrıca izaha ihtiyaç gerektirecek bir tarafı yoktur. Böyle bir yatırımın o noktaya yapılmasına izin vermek akıl tutulması ile izah edilebilecektir.”
Kaynak:F5 Haber

Van Valisi’nden ünlü işadamı Fikret İnan’a tepki


Star Gazetesi Yazarı Elif Çakır, 24’te yayınlanan ‘Söz Bitmeden’ programına Van Valisi Münir Karaloğlu ve Van 100.Yıl Üniversitesi Rektörü Prof.Peyami Battal’ı konuk oldu. Karaloğlu ve Battal canlı yayında Çakır’ın sorularını yanıtladı.

Van Valisi Karaloğlu depremden sonra kendilerine verilen yardım sözlerinin çoğunun yerine getirildiğini belirtti. Karaloğlu, Televizyonlarda yapılan yardım sözlerinin kendileriyle alakalı olmadığı için bilgileri olmadığını söyledi. Vali Karaloğlu kendilerine 500 konut yapacağının sözünü veren işadamının kendisine yer gösterilmesine rağmen hala herhangi bir girişimde bulunmadığını açıkladı.

İŞTE ÇAKIR’IN SORULARI VE KARALOĞLU VE BATTAL’IN YANITLARI

Elif Çakır: Şu anda Van’da hayat ne durumda?

Karaloğlu: Biz en büyük zorluğu mevsimden yaşadık. Çünkü Van’da kış ayları çok sert ve uzun geçiyor. Herkes o panikle geçici barınmayla meşgul oldu. İnsanlar evleri sağlam olsa da korkuyla çadırlara yüklendi. İlk etapta 75 bin çadır dağıtıldı. Daha sonrada 30 bin konteyner ev yapıldı. Bugün 17400 konutun yapımına devam ediliyor. Ağustos’un sonu demiştik ama Eylül ayının ortalarında konutları teslim edeceğiz.

Çakır: Kaç depremzede evsiz olarak duruyor?

Karaloğlu: Yaptığımız 17 bin konut ihtiyacın fazlasını karşılıyor. Ayrıca evini yeniden yapmak isteyenlere 55 bin lira kredi veriyoruz.

Çakır: Evim evindir kampanyası başlatılmıştı, şu anda Van’da şehir dışında ne kadar aile var?

Karaloğlu: Van’da ağır kış koşullarından dolayı çadırda ve konteyner kentlerde yaşamak çok zor. 35 bin vatandaşı Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki devlet misafirlerinde ve başka yerlerde misafir ettik. Bu gidenlerin yüzde 98’i geri döndü. Bu dönenlerin bir kısmının evleri sağlam olduğu için evlerine geri döndü, bir kısmıda konteyner kentlere yerleştirildi. Bu süreçte yaklaşık 12 bin deprem meydana geldi ve insanların bir çoğu panik havasıyla şehri terketti. Şimdi bunların çoğu Van’a geri döndü. Van’da şu an hayat normale döndü.

Çakır: Üniversitede durum ne şu anda?

Battal: Biz Eylül ayı itibarıyle eğitime başlıyoruz. Üniversite olarak temel sorunlarımızı belirledik. “Öğrencilerimizi şehir dışına mı yollamalıyız yoksa burada mı tutmalıyız” diye. Bununla ilgili anket yaptık ve çoğunluk burada kalmayı tercih etti. Öğrencilerin şehir dışında ağırlanması çok masraflı olacaktı ve öğrencilerin yüzde 90’ı mağdur olacaktı. Biz depremden sonra Şubat ayına kadar ara vermiştik. Daha sonra çocuklara konteynerlardan yurt yapmaya başladık. Ayrıca akademik personelede barınacak evler yaptık. Biz guruplar halinde eğitim yapılmasına karar verdik. 26 Aralık’ta biz tekrar eğitim ve öğretime başladık. Üniversitenin öğrencilerinin tekrar gelmesi Van’a da dinamizm kazandırdı. Çok ciddi hasara uğrayan binamız yoktu ama biz yinede binalarımızı güçlendirme yoluna gittik. 2007 deprem mevzuatına uygun olarak binalarımızda düzenlemeler yaptık.

Çakır: Bu yıl öğrenciler yeni yurtlarında mı kalacak?

Battal: Öğrenciler artık çok lüks yurtlarda kalacak. 21 bin öğrencimiz var bunların hiç biri üniversiteyi terk etmedi.

Çakır: Böyle büyük afetlerden sonra büyük yardımlar yapılır, bazı işadamları kesenin ağzını açar. Bu kurumlar ve kuruluşlar ekranlarda verdikleri sözlerini yerine getirir mi?

Karaloğlu: Van depreminden sonra bütün bir millet yardımcı olmak için yarıştı.Bunu ifade etmek lazım yoksa milletimize haksızlık yapmış oluruz.

Çakır: Halkımızın yardımından şüphem yok. Benim merak ettiğim Van için kağıt üzerinde toplanan rakam yeni bir şehir kurmaya yetecek kadardı. Daha sonra bu paraların hepsi ulaşmadı diye açıklamalar yapıldı.

500 KONUT SÖZÜ VEREN FİKRET İNAN SÖZÜNÜ UNUTTU

Karaloğlu: Bizimle protokol imzalayan işadamları sözünde durdu. 63 işadamı bize okul yapma sözü verdi ve bu okulların tamamı yapılıyor. Sadece iki kişi bizden zaman istedi. Sizin kast ettiğiniz bu televizyonda verilen sözler. Onlara verilen sözlerin yüzde kaçı yerine getirildi ben bilmiyorum. Bize verilen sözler yerine getirildi sadece bunu söyleyebilirim. Toplanan nakdi yardım 332 milyon TL’dir. Bu para hesaplara aktarılmıştır. Bunun yanı sıra çok sayıda ayni yardım var. 500 konut sözü veren işadamı (Fikret İnan) Van’a geldi, kendisine yer gösterildi ha başladı ha başlayacak derken hala başlamadı. Bu sözün üzerinden 10 ay geçti ama fiilen başlayan bir şey söz konusu değil.

Çakır: Size üniversite olarak söz verildi mi?

Battal: Bize verilen sözler sivil toplum örgütleri tarafından yerine getirildi. Ama sözünde durmayanlar da var. Okul yapımı sözen bir işadamı var ama bu yerine getirilmedi. Onun takipçisiyiz.

Çakır: Münir Bey şu anda Van’a ilgi nasıl? Van unutuldu mu?

Karaloğlu: Van unutulmadı. Ne devletimiz ne de milletimiz Van’ı unutmadı. Van için 3 milyardan fazla para harcandı.

Çakır: Sizi en çok zorlayan olay neydi?

Karaloğlu: Kış şartlarında bu depremi yaşadığımız için çok zorlandık, ama devletimizin bizim arkamızda olması bize güç verdi. Halkımızın ne kadar çok dayanışma içinde olduğunu gördük bu bizim büyük bir testti.

Kentsel dönüşüm nasıl yapılacak?


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Van depremi sonrasında söylediği “Ne pahasına olursa olsun, iktidarımıza dahi mal olsa biz bu dönüşümü yapacağız” sözlerinin ardından Kentsel Dönüşüm’de ilk adım atıldı.

Konuyla ilgili kanunun uygulama yönetmeliği dün Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelikte riskli yapıların tespiti, lisanslı kuruluşlar, itirazlar, kat maliklerine konut verilmesi gibi konular ele alınıyor. İkinci yönetmelikte mali boyutlar olacak. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar dönüşümün kritik detaylarını Milliyet’e yorumladı.

Kentsel dönüşüm nasıl yapılacak?

“Riskli yapı” ve “riskli alan” olmak üzere kentsel dönüşümün iki ekseni var. Riskli yapısını belirlemek isteyen kişi “Ben binamdan emin değilim” diyerek, bakanlık tarafından lisanslandırılan kuruluşlara başvuracak. Bu kurum ve kuruluşlar Deprem Yönetmeliği uyarınca binayı tespit edecek. Riskli bulunursa rapor, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne verilecek. Oradan tapuya bildirilip 60 günlük tahliye süreci başlayacak.

Lisanslı kuruluşlar nasıl belirlenecek, bunlar hangi kuruluşlar olacak?

İnşaat, jeoloji ve jeofizik mühendisleri odaları, yapı denetim kuruluşları, mühendislik hizmeti veren şirketler, üniversiteler (Örneğin Sakarya Üniversitesi için onay çıktı), meslek odaları, deprem zararlarının azaltılması konusunda çalışan sivil toplum kuruluşları lisans için başvurabilir.

Bina raporuna itiraz eden olursa…

Riskli binaya itiraz eden kat malikleri olması durumunda lisanslı kuruluşun verdiği karar teknik heyete sunulacak. Bu heyetten çıkan karar kesin olacak. Teknik heyette 4 üniversite hocası, 3 bakanlık görevlisi var.

Binaları kim yıkacak, kim yapacak?

Riskli olduğu belirlenen binalar yıkılacak. Binalar yıkıldıktan sonra yapılacak uygulamaya maliklerin 3’te 2 çoğunluğuyla karar verilecek. Binasına risk raporu verilen kat malikleri aralarında toplanıp anlaşma sürecine gidecek. Alınacak karara katılmayanlar olursa, itiraz edenlerin arsa payları ve değerleri belirlenip açık artırma yoluyla satışa çıkarılacak. Bu satış sadece anlaşma sağlayan paydaşlara (diğer kat malikleri) yapılabilecek. Eğer talip çıkmazsa o hisseyi Bakanlık rayiç bedel üzerinden satın alacak.

Yıkılacak binada kiracı olarak oturanların durumu ne olacak?

Bu durum yeni imar planları dahilinde fazla konut çıkması durumunda söz konusu olabilecek. Kat maliklerine konut verildikten sonra fazla konutlar kiracıya sunulacak.

Yıkılan tüm binaların imarı artacak mı?

Bazı binalara imar artırımı verilmesi mümkün olacak. Özellikle parseller birleşirse ve kamuya yer terk ederse (bahçe, park, yol, otopark, yeşil alan) imar artırımı söz konusu olabilir.

Yıkım aşamasında tahliye sonrası kira yardımı yapılacak mı?

Binası yıkılacak olan kat maliklerine kira yardımı yapılabilecek. Ancak bunun için kat sahibinin kira yardımı talebinde bulunması gerekecek. İncelenecek. Biz bakanlık olarak kredi desteği, faiz desteği, tahliye yardımı da sağlıyoruz. Kira yardımı da bir seçenek olacak.

Riskli alanlarda ne olacak. Belirlenen bölgedeki tüm binalar yıkılacak mı?

Riskli alan üzerinde çarpık yapılaşma olan ya da zemin sorunu olan alanlar. Bu alanlar belirlenirken, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) sorulacak. Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararıyla riskli alan olarak belirlenecek ve Resmi Gazete’de ilan edilecek.  Bu kararın ardından tüm riskli binalar yıkılacak.

İstanbul’da Zeytinburnu, Fatih, Avcılar gibi yerlerin riskli alan olduğu yönünde bilgiler var. Buralardaki tüm binalar yıkılacak mı?

Henüz Bakanlık tarafından belirlenmiş bir riskli alan yok.

Yıkım süreci nasıl işleyecek?

Yerleşim için riskli olduğu belirlenen bütün bir alan temizlenecek. Önce mülkiyet sahipleri belirlenecek. Sonra gayrimenkul değerlemesi yapılacak. Zemin açısından yapılaşma olması uygun görülürse, yeni bir şehir planı oluşturulması gündeme gelecek. Sonrasında hak sahipleriyle anlaşma süreci başlayacak. Örneğin riskli bir alanda 200 bina varsa, önce malikler sonra gayrimenkul bedeli ve arsa bedeli belirlenecek. Sonrasında örnek kent proje ve maketi çıkarılıp, bunun değeri belirlenecek. Bu süreç sonunda vatandaşla anlaşma aşaması başlayacak. Yeni konut istemesi, konutunu dışarıdan birine satmak istemesi veya başka bir yerden konut istemesi ihtimallerine göre anlaşılarak sözleşme imzalanacak.

400 milyar dolarlık dönüşüm

Işık Gökkaya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği Başkanı

Değer tespiti tarafında rant oluşturulmaması gerekir. Şehrin neresi yerleşim, neresi ticari alan olacak buna önem verilmeli. Rezerv alanların tespitinde sivil toplum kuruluşları da yer almalıydı. Bu dönüşümle birlikte İstanbul’da 2 milyon konutun değişmesi söz konusu. Projenin 400 milyar dolarlık bir maliyeti olacağını düşünüyoruz. Büyük firmaların bu projede yer alması için imar haklarının çok net bir şekilde belirlenmesi gerekir.

‘Öncelik sıralaması olmalı’

Faruk Göksu Kentsel Strateji Kurucu Ortağı-Şehir Planlamacısı  

Yönetmelik hangi yapıların ve alanların öncelikli olarak dönüşeceğine ilişkin bir planlama ortaya koymuyor. Deprem riski olan bölgelere dikkat edilmeli. Fakat hangi ilçe ve mahallelere öncelik verileceği belli değil. Riskli yapıların ya da alanların dönüşümü sürecinde sistematik bir kurgu önerilmiyor. Parsel bazında ya da ada bazında dönüşümlerin bir sistematik içinde ayrışma değil bütünleşme sağlaması için yeni strateji ve senaryolar geliştirilmeli.

‘İkinci yönetmelik gelecek’

Nazmi Durbakayım İstanbul İnşaatçılar Derneği Başkanı  

İlçe belediyeleri yönetmelik olmadan başlamak istemediği için bunu bekliyordu. Fakat bu yönetmelik yeterli değil, arkasından ikincisi gelir. Bir yerin önce afet riski altında olup olmadığı sonra da değeri tespit edilecek. Fakat yapılan değer tespiti göreceli olacaktır. Karar veren mercilere itirazlar olabilir.

Miliyet

Bayram Oteli’nde kamu görevlilerini mevzuat engeli kurtardı


Van Cumhuriyet Başsavcısı Osman Nuri Güler, depremde yıkılan Bayram Oteli iddianamesinde kamu görevlileri hakkında neden görevsizlik verildiğini açıkladı. Güler, “Hukuk sisteminde sıkıntı var. Soruşturma yetkimiz yok” dedi.

Milliyet gazetesinin haberine göre, Van Cumhuriyet Başsavcısı Osman Nuri Güler, geçen yıl 9 Kasım’da meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki depremde yıkılan ve enkazın altında kalan 24 kişinin öldüğü Bayram Oteli ile ilgili olarak sadece otel sahibine dava açabildiğini söyledi, kamu görevlileri hakkında “mevzuat engeli” nedeniyle görevsizlik verildiğini açıkladı.

Bayram Otel’in ikinci depremde çökmesiyle ilgili iddianamede sadece 2 yıldan 22.5 yıla kadar hapsi istenen Tevfik Bayram’ın sanık olarak yer alması, vali ve diğer kamu görevlileri ile binanın yapımına izin verenler hakkında ise dosyaların görevsizlikle Yargıtay Başsavcılığı’na gönderilmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Başsavcı Güler, tartışılan iddianemeyle ilgili Milliyet’e konuştu. Güler, şunları kaydetti:

 

Soruşturma izni istedik

 

“Hukuk sistemindeki genel bir sıkıntı var. 4483 sayılı Yasa gereğince dosyaları ilgili mercilere gönderdik. Vali de diğer kamu görevlileri ile birlikte şikayet edildiğinden, aynı usulle soruşturulması gerekiyor; soruşturma yetkisi Yargıtay Başsavcılığı’nda. Bu nedenle sorumluluğu olabileceğini düşündüğümüz kamu görevlileriyle ilgili soruşturma yürütemiyorum. Yasa gereği memurlar hakkında doğduran soruşturma yapamıyoruz.

Hasar tespiti olmadan binanın açılmasına izin verilmesi konusunda kamu görevlilerini soruşturamayıp görevsizlik verdiğimiz için tespitte bulunamadık. İlk depreme ilişkin soruşturmalar sürüyor. Bunlar daha çok sanıklı olacak çünkü bunlar hemen ilk depremde yıkılmış. Sadece binanın son sahibi değil, yapanların da sorumluluğu söz konusu olacak.

Belediyeler imar iznini verirken 3-4 belge istemek zorunda. Bunları yapmayanların eylemleri ‘görevi ihmal’ olarak değerlendirilir. Memurun ihmali ile ölümle sonuçlanan bir olay olmuşsa soruşturma için izin istenmek durumundadır. Van Valiliği’nden binalara izin verildiği tarihte görevde olan belediye görevlileri ile ilgili soruşturma izni talep ettik.

 

Türkiye’de durum vahim

 

Sorun sadece hukuk sistemi değil. Küçük yerlerde atadan kalma yöntemlerle sistemin işletilmesi ve mevzuata bağlı kalmama sorunu var. Projeler olmadan bina yapılabilir mi? Buna nasıl izin verilebilir? Özellikle 1999 öncesinde yapılan binalarla ilgili projeler açısından Türkiye’deki binaların tamamına baksanız daha vahim sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.”

Fethiye’de tabut evler yıkılmak üzere


Fethiye’de ev sahiplerine binaların tehlike arz ettiği, gerekli önlemlerin alınmasını içeren yazı gönderildi. Ancak sekiz yılda herhangi bir çalışma yapılmadı

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bir diğerinin üzerine yan yatmış üç bina görenleri şaşırtıyor. Turistlerin uğrak yeri kordon boyunda, altında kafeterya ve restoranlar bulunan üçer katlı üç binada oluşan eğim ve depreme dayanıksız oldukları belediye tarafından 2004’te yapılan çalışmayla belirlendi.

Milliyet’in haberine göre, ev sahiplerine binaların tehlike arz ettiği, gerekli önlemlerin alınmasını içeren yazı gönderildi. Ancak sekiz yılda herhangi bir çalışma yapılmadı. Kent Meydanı çalışmaları kapsamında bölgedeki ağaçların kesilmesiyle binalardaki eğim daha da belirginleşti.

 

‘Henüz bir müdahale yok’

 

10 Haziran’da Ölüdeniz açıklarında yaşanan 6.0 büyüklüğündeki depremden sonra Muğla İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü Tespit Komisyonu, bölgede yeniden incelemede bulundu. Komisyon altı işyeri ve insanların yaşadığı 18 daire bulunan binalarda gözlemsel tespitle “yarıklar” oluştuğu ve daha da yan yatarak “yıkılmaya” yüz tuttukaları yönünde rapor oluşturdu. Aralarındaki çatlaklardan arka tarafı görülebilen binaların zeminde de kayma tespit edildi. Yıkım için bir müdahalede bulunulmadı.

Ölüm ovasına konut furyası


Yalova’da tartışmalı olarak imara açılan ve depremde binlerce can alan bataklık ovaya önce TOKİ girdi ardından yüzlerce yeni bina yapıldı.

17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi’nde en fazla binanın yıkıldığı yer olan Hacı Mehmet Ovası’na önce TOKİ’nin girmesi ardından yüzlerce konut inşa edilmesi tartışma yarattı. Afet İşleri Genel Müdürlüğü 2 bine yakın insanın enkaz altında yaşamını yitirdiği için ‘ölüm ovası’ olarak adlandırılan bölgeye Önlem Şartlı Alan statüsünde iki kat sınırı getirmişti. Ancak TOKİ 2006 yılında kendi imar planını yaparak ovaya dört katlı konutlar inşa etmeye başladı.

Radikal’in haberine göre; 2008 yılında 1152 konut tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi. TOKİ inşaatı tamamlandıktan sonra bölge, inşaat sektörünün gözdesi haline geldi. Belediye bölgeyi yatırımcılara cazip kılmak için iki değişiklik daha yaptı: Kat izni ikiden üçe çıkartıldı ve imar planlarında ova ‘düşük yoğunluk’tan ‘orta yoğunluklu’ konut alanına çıkartıldı. Bu şekilde ölüm ovası adım adım şantiyeye döndü. “Ev alacak olsam TOKİ’yi tercih ederim” diyen Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan bile TOKİ’nin depremde yerle bir olan alana binlerce konut yapmasını eleştirerek “Yapılana akıl erdirmek mümkün değil” diyor. Ova adeta 1980’lerde yaşadıklarının tekrarını yaşıyor. 1986’da uzun tartışmalar sonunda belediye meclisinin kararıyla bataklık doldurulmuş ve ova imara açılmıştı. Müteahhitlerden büyük ilgi gören arazi, kısa zamanda beş katlı lüks blokların yükseldiği bir toplu konut alanı haline gelmişti. Depremin en çok tartışılan yeri haline gelen ‘ölüm ovası’nda Mesa 1 ve Mesa 2 isimli lüks siteler çökünce 100’e yakın kişi ölmüştü. 99 depreminde ovanın tamamında 1000 ile 2 bin arasında insan enkaz altında kalmıştı.

Depremden 10 yıl sonra Yalova Belediyesi bölgede kat yüksekliğini üçe çıkardı. 2010’da büyük ölçekteki 1/25000’lik planı değiştirme şartı gözetilmeden usulsüz bir şekilde küçük ölçekli 1/1000 ve 1/5000’lik imar planlarında ova ‘düşük yoğunluk’tan ‘orta yoğunluklu’ konut alanına dönüştürüldü. 2011’de ise ova, 1/25000’lik üst ölçekli planda da Belediye ve İl Meclisi’nin onayıyla ‘orta yoğunluklu’ konut alanına dönüştürüldü. Belediye: Rantabl değildi Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Özsümer, şantiyeye dönüşen ovadaki şantiye görünümünü “Depremden beri kullanılmıyordu, insanların yürümeye bile çekindiği bir alandı. Şu an Yalova’nın en hızlı gelişen mahallesi” diye övüyor: “Düşük yoğunluk ve iki kat kısıtlaması buraya yatırımcının girmesini engelliyordu, rantabl değildi. Kimse el atmıyordu. 2009’da burada sadece TOKİ vardı, konutlarda yaklaşık 3000 kişi oturuyordu. Ardından da inşaat sektörü bölgeye geldi. Tahminimce nüfus o zamandan beri yüzde 50 artmıştır. Burada üçer katlı, tabana yayılmış, gayet güzel yapılar oluştu. Kafamıza göre bir şey yapma şansımız yok. Bize göre burada yapılması gerekeni yaptık.” Şehir plancısı Mehmet Gürel ise yoğunlukta yapılan değişikliği şöyle özetliyor: “Eskiden bir villa yapabiliyordunuz, şimdiyse altı daireli bir apartman.”

“Yine aynı filmi izliyoruz” diyen Yalova’daki mimar, mühendis ve jeologların hem arazinin yapılaşması hem de TOKİ inşaatlarının kalitesiyle ilgili ciddi endişeleri var. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yalova Temsilcisi Özgür Bayraktar: “Burası bataklık. Zemin diye bir şey yok. 99 depreminde bu ovanın yüzde 80-90’ı yıkılmıştı. İmara açılması çok büyük hata. Türkiye’de yapı denetimi zaten bir muamma. TOKİ de kanun gereği kendi ruhsatını kendi alıyor, yapı denetimi ciddi bir soru işareti.” Ahmet Ercan: Yeşil alan olarak kalmalıydı Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan: “Bir ev alacak olsam, TOKİ’den alırım” demiş ve sonra “Yalova hariç” diye eklemişti. Ercan, TOKİ’nin bölgedeki yapılaşmasını eleştirerek şöyle konuştu: “Afet yaşayan bölgenin yapı yasaklı alan olarak tanımlanması gerekli. 1985’te yemiş ağaçlarıyla dolu bu bölge, 1987’de yapılaşmaya açıldı, Gölcük depremiyle yerle bir oldu. Ova yapı yasaklı alan olmalı ve eğlence, yeşil alan olarak kullanılmalı.” TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yalova Temsilcisi Mahmut Renkler: “Ova, eski Safran Deresi’nin çevresi, o alüvyonlarla oluşmuş bir zemin. Çok yumuşak bir yapısı olduğu için burada yapılacak inşaatın maliyeti, sağlam zemine yapılacak maliyetin belki dört-beş katı. Ayrıca TOKİ konutlarını 2006’da temeller atılırken inceledik, zemin çalışmalarını yeterli görmedik. Malzeme eksik kullanıldı, temel dolgusundaki demir neredeyse yarı yarıya eksildi. Malzemeden çaldılar. Bunları TOKİ’ye ilettik.”

Eski Belediye Meclisi üyelerinden Ergüder Falay: “Ben burasının düşük yoğunlukta kalmasını hep talep ettim. İnşaat yapılır ama maliyeti çok yüksek olur. Kazıyorsunuz, midye kabukları çıkıyor, 25-30 metre sonrası da bataklık zaten. TOKİ örnek teşkil edince il merkezi buraya doğru kaydı.”

TOKİ: 11 metre kazıklı temeller üstüne yaptık

TOKİ, ölüm ovasına yapılan inşaatlarla ilgili açıklamasında binaları çok sağlam yaptıklarını belirterek şöyle dedi: “Hacı Mehmet Ovası eski Safran Deresi’nin çevresi, alüvyonlarla oluşmuş bir zemin. ‘Çok yumuşak bir yapısı olduğu için burada yapılacak inşaatın maliyeti, sağlam zemine yapılacak maliyetin belki dört-beş katı’ iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. TOKİ ‘Yalova 2. Bölge 1152 adet konut genel ve ada içi altyapı ile çevre düzenlemesi inşaatı işi’nde bodrum + zemin + iki kat ve bodrum + zemin + üç katlı bloklar yapmıştır. İdaremizce Yalova 2. bölgede, bodrum + zemin + üç kat inşa edilen bloklar 65 santimetre çapında, 11 metre boyunda fore kazıklı derin temellere taşıtılmıştır. Bodrum + zemin + iki katlı bloklarda ise temel altı yükünü düzgün dağıtmak amacıyla 30 – 50 santimetre kalınlığında elek üstü malzemenin serilip, sıkıştırılması ile zemin iyileştirmesi gerçekleştirilmiştir. Bodrum + zemin + üç katlı bloklarda kullanılan 11 metre boyunda, 65 santimetre çapında fore kazıklı sistemin inşaat maliyetini artış oranı yüzde 10’u dahi bulmamaktadır. Bodrum + zemin + 2 katlı bloklarda yapılan maliyetin artış oranı da yüzde 2’yi geçmemektedir.”

TMMOB: Neden buraya konut inşa edilemez? TMMOB Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi, ovada kat yoğunluğunu arttıran 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin iptali için açtığı ve halen devam eden davada TOKİ’nin konutlarına şu gerekçelerle karşı çıkmıştı: 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan depremde büyük hasar görmüş ve can kaybı yaşanmış bu bölgede yapılacak yoğunluk artışında jeolojik etütlerin yapılması önem arz etmektedir, fakat onaylanan plan değişikliğine ilişkin jeolojik etüt raporu dikkate alınmamıştır. Bu bölgede yoğunluk artışı yapılması, bölgenin fay hattı üzerinde yer alması sebebiyle her koşulda yanlış bir uygulamadır. Bilimsel ve teknik bir gerekçe bulunmadığı gibi kamu yararı içeren bir uygulama da söz konusu değildir.