Kentsel dönüşümü doğru anlamak


Tarık ŞENGÜL*

Bu kısa değerlendirme kentsel dönüşüm uygulamalarını iyi anlamadığımızı ve yerel seçimlere giderken bu yetersizliğin önemli olumsuz sonuçlarının olacağını göstermeyi amaçlıyor. Yazının birinci bölümü kentsel dönüşüm süreçlerine yönelik solda yapılan değerlendirmelerin bir çözümlemesini yaparak, yetersizliğin kaynaklarını göstermeyi amaçlıyor. İkinci bölüm kentsel dönüşüm süreçlerine ilişkin solda hâkim yetersizlikleri aşmaya yönelik yeni bir okuma biçimi öneriyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜME YUKARIDAN BAKMAK

Kentsel dönüşüm süreçlerine yönelik eleştirel tartışmalarda iki temel yola çıkış noktası bulunuyor. Birincisi kentleri yeniden yapılandırıp, dönüştüren bu sürecin neo-liberal birikim stratejisi ile olan yakın ilişkisidir. Neo-liberalizm kendi dünyasını kurarken, kendinden önce gelen kesim ve mekânlarıyla da bir hesaplaşma içine girmiştir. Sınıf dengeleri olanak verdiği ölçüde bu mekânların kendi mantığıyla çelişenlerini dönüştürmeye yönelmiştir. Gecekondu alanları bu durumun iyi bir örneğidir. Daha önceki dönemlerde üretimin gerektirdiği işgücü depoları olan bu yerleşim alanları üretimin ikincilleştiği neo-liberal dönemde işlevselliğini önemli ölçüde yitirmiştir. Bugün kentsel dönüşüm olarak adlandırılan sürecin gerisinde bu tür bir tasfiye vardır.
Neo-liberalizm kendinden önce gelen mekânları dönüştürme sürecinin ikinci ilişkili boyutu mekânın metalaştırılmasına işaret etmektedir. Kapitalist toplumlarda mekân her zaman bir meta özelliği taşımaktadır. Ancak neo-liberalizm açısından mekânın metalaşması daha önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak derecede stratejik bir öneme sahiptir. Keynesçi ve ithal ikameci stratejiler açısından ekonominin sürükleyici gücü üretimdir. Neo-liberal birikim stratejileri sermaye birikim süreçlerini ulus-devletin ötesi bir mantıkla yeniden kurgularken, finanssallaşma olarak adlandırılan strateji altında üretimi ikincilleştirip, finans sektörünü büyümenin merkezine koymuştur. Bu sürecin mekânsal yapılar açısından önemli sonuçları vardır.
Bu sonuçlardan en can alıcısı kent mekânını metanın üretildiği yer olmaktan öteye taşıyarak mekânı metanın kendisi haline getirilmesidir.Diğer bir anlatımla kent mekânı neo-liberal dönemde metanın üretildiği, dolaşıma çıktığı, tüketildiği bir yer olmaktan öte bir işlev kazanmış kendisi stratejik bir meta olarak birikim süreçlerinin merkezine yerleşmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, daha önceki birikim stratejilerinde de üretimde aşırı biriken sermaye kentsel yapılı çevreye yönelip, mekânı metalaştırarak krizlerini aşmayı denemiştir. Neo-liberal finansallaşma süreci önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak büyüklükte yarattığı aşırı birikimi yaygın ve yoğun biçimde kent mekânına yönlendirirken, kent mekânının dönüşüm/yeniden yapılandırma süreçleri aracılığıyla sistematik biçimde metalaşmasını da sağlamış bulunmaktadır. İç ve dış borçlanma ile desteklenen bu süreçte büyük ölçekli projeler sadece kentlerin değil ekonomin işleyişinin de dinamosu haline getirilmiştir.
Birikim süreçlerinin giderek artan biçimde kent mekânın metalaşması üzerinden şekillenişinin bölüşüm süreçleri açısından da önemli sonuçları vardır. Uzun süre küçük mülkiyete dayanan kentleşme modeli sonrasında büyük projeler aracılığı ile kentleşme stratejisinin öne çıkışı güçsüz kesimlerin yaşam alanlarına devlet aracılığıyla el konulması yönünde sistematik bir müdahaleyi gerekli kılmıştır. Başta gecekondu alanları olmak üzere güçsüz kesimlerin mekânlarına el koyulması yoluyla yeni orta sınıfı hedefleyen büyük projelere alan açılırken, güçsüz kesimlerin kentin stratejik noktalarından “kovulması” yaygın bir uygulama haline gelmiştir. Benzer biçimde kamu mekânlarının da bu süreçte büyük projeler için tasfiyesi dönüşüm sürecinde sıkça uygulanan bir strateji olmuştur.
Neo-liberalizmin piyasa merkezli söylemine karşın, dönüşüm sürecinin büyük ölçüde devlet ve devletin elindeki planlama kurumu tarafından gerçekleştirildiği tartışmasızdır. Mekânın hızlı ve yaygın biçimde metalaştırılıp, birikim süreçlerinin parçası haline getirilişi yoğun bir el koyma biçiminde gerçekleştiği ölçüde, siyaset büyük ölçüde bir savaş biçiminde işleyen bir sürece dönüşmüş bulunmaktadır. El koyma yoluyla birikim işleyişi açısından ülkelerarası savaş durumlarında şahit olunan düşman toprağını ele geçirme, yağmalama stratejilerinden esaslı bir farklılık göstermemektedir. Bu süreç “normal siyasal işleyişin” hukukunu askıya alırken, savaş durumunun öngördüğü “olağanüstü dönem” ve “istisnai durum” koşullarının hukuk anlayışını süreklilik kazanan biçimde öne çıkarmıştır. Kent mekânın savaş alanı olarak tanımlandığı bir durumda, devletin kendisi bir savaş aracına dönüşürken, TOKİ gibi kurumlar bu savaş makinasının işgal ve el koyma uygulamalarının stratejik aygıtları olarak çalışmaktadır. Mekânın birikim süreçlerinin merkezine getiren bu metalaşma sürecinde tıpkı savaş durumlarında olduğu gibi hız önemli bir girdi haline gelmiştir. Metanın mantığına uygun olarak mekânın üretimi ve tüketim noktasına ulaşarak kar realizasyonunun gerçekleştirilmesi her şeyden önce bir hız sorunu olduğu ölçüde, dönüşüm süreçlerinin önündeki hukuki ve toplumsal engellerin kaldırılması stratejik bir kaygı olarak öne çıkarılmıştır. Tartışma ve müzakereye tahammülü olmayan bu hız tutkusu giderek artan biçimde demokratik süreçlerin işleyişini de askıya almış bulunmaktadır.  Dönüşüm ve yenileme alanlarına yönelik yeni yasal düzenlemeler hızlı işleyişinin önündeki engelleri kaldırırken, TOKİ gibi savaş aygıtlarıyla birlikte siyasal alanda şahit olunan otoriterleşme eğilimlerini kentsel alana da taşımışlardır.

DÖNÜŞÜM SÜRECİNE AŞAĞIDAN YUKARIYA DOĞRU BAKMAK

Bu değerlendirmeler göstermektedir ki kentsel dönüşüm daha genel bir dönüşümün parçası olarak bir yandan sermayenin diğer yandan da devletin odağında yer aldığı bir sürece işaret etmektedir. Kentlerin bu büyük dönüşümünün önemli siyasal/sınıfsal sonuçlarının olduğu; çalışan sınıfların bu sürecin kaybedenleri haline geldiği açıktır. Bununla birlikte, yukarıda yaptığımız değerlendirme kentsel dönüşüm süreçlerini kavramamız açısından yeterli olmadığı gibi böylesi bir açıklama ile yetinmek yukarıdan aşağı örgütlenen ve uygulanan dönüşüm politikalarının toplumsal alanda karşılığının bulunmadığı gibi yanlış bir sonuca da götürebilir.
Oysa kentsel dönüşüm süreçleri başta orta sınıflar olmak üzere toplumun farklı katmanları tarafından da yorumlanmakta, süreçlere farklı noktalardan sürece eklemlenip, dahil olma yönünde stratejiler geliştirilmektedir. Orta sınıflar açısından bu sürece eklemlenmenin önemli araçlarından biri konut kredisi ve borçlanmayı da gündeme getiren mülk edinme yoluyla birikim stratejidir. Kentlerde son dönemde patlayan kapalı siteler ve konut kuleleri bu kesimleri hedeflerken, bu kesimleri sadece mülk sahibi yapmamakta, bu oyuna girdikleri ölçüde böylesi bir kentleşme modelinin sürdürülmesi bu kesimlerin birikim ve yaşam biçimlerinin korunması açısından önemli hale gelmektedir. Bu süreçte gecekondu ve benzer nitelikte dönüşüme konu olan konut alanlarında yaşayan mülk sahipleri açısından da dönüşüm süreçleri birçok durumda bir fırsat olarak görülmektedir. Sahip oldukları taşınmazı pazarlık masasına koydukları ölçüde gecekondu nüfusu da kentlerde tek oyun haline gelen rant aracılığıyla birikim oyununun tarafı haline gelmekte, pastadan payını almak isteyen girişimci bireye dönüştürmektedir.
Bu sürecin mutlak kaybedeni kentin mülküz nüfusudur. Ancak bu tespit orta sınıf ve gecekondu nüfusunun söz konusu oyunun kazananları olduğu sonucuna götürmemelidir. Kentsel taşınmazlar üzerinden rant arayışının bu kesimler için bir kumar anlamına geldiği ve uzun vadede oyunun tek kazananının kumarhaneyi işletenler olduğunu en yalın biçimde Amerika Birleşik Devletleri’nde yakın dönemde patlayan konut kredisi temelli kriz ve bunun mağduru haline gelen milyonlarca orta ve alt gelir grubu ailenin durumu göstermiştir. Ancak bu kesimlerin bu kumar niteliğindeki oyuna dâhil oluşları ya da olma istekliliklerini bir yanlış bilinç soruna indirgemek de doğru değildir. Sorun içinde yaşadığımız dönemde kentlerde tek oyunun rant oyunu olmasıdır. Bu çerçevede gerek orta sınıfın gerekse gecekondu nüfusunun bu refleksi konumlarını korumaya yöneliktir.

SONUÇ

Yukarıdan aşağı inşa edilip, aşağıdan yukarıya da belli bir destek bulan rant merkezli kentsel dönüşüm süreçleri tam da bu yaygın destek çerçevesinde sadece iktidarın kentsel stratejisinin değil, aynı zamanda genel hegemonyasının inşasında da önemli rol oynamaktadır. Bu süreç karşısında karşı çıkış/direniş önemli olsa da, sözünü ettiğimiz hegemonyanın yıkılabilmesi için yeterli değildir. Gezi süreci ile en yüksek noktasına ulaşan tepki ve direniş refleksinin bir karşı projeye evirilmesine ihtiyaç vardır. Bu karşı projenin en önemli unsurlarından biri neo-liberal kent projesi karşısında toplumcu bir kent projesi olmak zorundadır. Yaşam alanlarını ele geçirip sömürgeleştiren neo-liberal proje karşısında yaşamı ve yaşam alanlarımızı savunan böylesi bir proje kentte tek oyun ve kader olmadığını gösterdiği ölçüde geniş kesimlerin desteğini alabilecektir.

* Doç. Dr., ODTÜ, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Reklamlar

Riskli binayı dinamitle yıkan, ‘toz’ için önlem alacak


Kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılacak riskli binaların yıkım teknikleri belli oldu. Riskli yapılar patlayıcı kullanarak yıkım, uzun erişimli yıkım makinesi ile yıkım, ekskavatörle yıkım, kat eksiltme suretiyle yıkım ve çekme halatıyla yıkım şeklinde tahrip edilecek.

Kentsel dönüşümde riskli binaların nasıl yıkılacağı konusu netlik kazandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, afet riski altındaki yapıların yıkımında uygulanacak beş tekniği onayladı. Proje kapsamında 7-8 milyon konutun yenilenmesi yaklaşık 400 milyar dolara mal olacak. Yıkım için uygulanacak teknikler ise şöyle: “Patlayıcı, uzun erişimli yıkım makinesi, ekskavatör, kat eksiltme yöntemi ve çekme halatı.”

Müteahhitlerin kullanacağı teknik, binanın inşa edildiği alan, çevresel ve fiziksel faktörler, yapımda kullanılan materyaller ve binanın kullanım şekline göre belirlenecek. Bakanlık beş tekniğin yanı sıra dünya genelinde uygulanan farklı yıkımlara yönelik incelemesini sürdürüyor. Hazırlanan taslak kapsamında yıkım müteahhitleri dinamit başta olmak üzere diğer patlayıcı malzemelerinin kullandığı yöntemi tercih etmeleri halinde bilgi ve tecrübeyi artırmak için gerekirse deneme patlatmaları yapabilecek. Patlayıcı kullanılarak yapılacak yıkımda; yıkım firmaları etrafa saçılabilecek olan malzemeleri, patlatmadan kaynaklanabilecek olan hava şokunu, toz ve gürültü emisyonunu asgari seviyeye indirmek için gerekli tedbirleri de alacak. Ayrıca patlatmadan kaynaklanan yer sarsıntıları altyapı tesislerine etkisi olup olmayacağı tetkik edildikten sonra patlatma kararı alınacak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın düzenlemesi kapsamında patlatma yapılacak yerlerde yeterli güvenlik görevlisi, güvenlik kontrol merkezi hazır bulundurulacak. Patlatma etkisiyle yakın yörede bulunan yapılardaki, camların kırılma ihtimaline karşı çevre sakinleri uyarılacak. Planlanan patlatma zamanı duyurulacak. Patlatmayla ortaya çıkacak olan toz bulutunun önüne geçmek için, patlatılacak olan alanın etrafı ve yapının düşürüleceği alan bol suyla yıkanacak. Yapının çökmesi anında oluşabilecek olan yer sarsıntısının etkilerinin azaltılması için patlatılacak yapının yakınlarından geçen doğalgaz hatları geçici süreliğine kapatılacak. Yapının yıkılması esnasında, izleyecek olan kalabalığın güvenli bir mesafede olması sağlanacak. Yakın çevredeki insan ve araç trafiği kısa süreliğine durdurulacak. Güvenli alan olarak belirlenmiş ve uygun şekilde işaretlenmiş hattın ötesine yıkım faaliyeti ile görevli personel haricindeki kimsenin girişine izin verilmeyecek. Riskli binaların ortadan kaldırılmasına ilişkin teknikleri belirleyen Bakanlık, yıkım esnasında meydana gelen yapı enkazına da önlem alıyor. Geçici bir süre olsa dahi enkazın dere, ırmak, nehir, akarsu yatakları ve kaynak sularının yatağının doldurulmasına, akarsuların yönünün değişmesine izin verilmeyecek.

 ERCAN BAYSAL   –

Uzmanlardan kentsel dönüşüm uyarısı “Bu iş cesaret işi değil, bu iş akıl işi”


,

“Kentsel afet” olarak nitelendirilen kentsel dönüşüm yasasıyla yüzbinlerce kişinin mağdur olması bekleniyor. Uzmanlar hükümeti bir kez daha uyarıyor: “Bu iş cesaret işi değil, bu iş akıl işi”

17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 13′üncü yıldönümünde Elektrik Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Mimarlar Odası tarafından Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan değişiklikler, Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler ve yapı inşa sürecindeki sorunlarla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Yurt’un haberine göre uzmanlar, hükümeti kentsel dönüşüm politikaları hakkında uyardı “Bu iş cesaret işi değil, bu iş akıl işi”

‘Mahkemeden durdurma kararı aldık, iktidar uygulamadı’
Toplantıda konuşan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Süleyman Solmaz, Türkiye’de bir dönüşüme ihtiyaç olmadığı şeklinde bir tavırları olmadığını vurgulayarak, “İkitelli’deki selden sonra boğulmalarda ‘Dereler affetmiyor’ denilmişti. Halbuki o derelerin affetmeyeceğine ilişkin Mimarlar Odası, orası imara açıldığında itiraz etmiş, mahkemeden durdurma kararı almış ama iktidar bunları uygulamamıştı. Aynı şey yakın zamanda Samsun’da da gerçekleşti biliyorsunuz. TOKİ’nin kurduğu konut alanları dere yatağında oluşturulduğu, planlaması yapılmadığı için malum sonuçlar ortaya çıkmıştı” dedi.

Kentsel dönüşümün, tüm dünyadaki ortak tanımını aktaran Solmaz, dünyada kabul edilen kentsel dönüşüm çerçevesinde Sulukule’de yapılan projeyi eleştirdi. Solmaz, “Onları (Sulukule sakinlerini) Arnavutköy’e gönderdik, hayatlarını kağıt toplayarak kazanan insanlar, orada kağıt bile bulamadılar ve onları açlıkla baş başa bıraktık” diye konuştu.

“Tarlabaşı’nda ofis kuruldu, metrekaresi satılıyor”
Tarlabaşı’ndaki yürütülen kentsel dönüşüme değinen Solmaz, “Tarlabaşı’nda bir sosyal kentsel dönüşüm projesi uygulanıyor. Buradaki uygulamada oradaki insanlar bir şekilde gönderildi. Evet o alan çok sağlıklı bir alan değildi, işgal altındaydı. Ama bugün orada satış ofisi kuruldu. Metrekaresini 5-7 liradan şu pazarlıyorlar. Ve orada yaşayan oranın mülk sahipleri, oranın sosyal bir parçası olan, hayatını orada kurgulamış, oluşturmuş insanların ne yaptıkları konusu gerçekten takip edilmeye değer bir konudur” dedi.

“Bu iş cesaret işi değil, bu iş akıl işi”
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu da bir depremden sonra yıkılan binalardan çok yangının İstanbul’u tehdit edeceğini söyleyerek, İstanbul’un deprem tarihine bakıldığında büyük yangınlarla karşılaşıldığını belirtti.

Artık depremlerin kent depremlerine dönüştüğünü ifade eden Gündoğdu, “Kent depremlerinin, kentleşmenin bu kadar hızlı olmadığı dönemlerdekinden çok büyük farkları var. Kendi oluşumuyla getirdiği zaten doğal riskleri var, bir de yapılaşmayı iyi yapmadığımız için de bu hale geldik. Şimdi ‘Hızlıca bütün bunların tedbirini alalım’ diye adım atıldığında bu sefer mühendisliği, mimarlığı, şehir plancılığını bir taraf bırakıp, ‘Biz kararlılık gösterirsek, yaparız, olur’ gibi bir anlayışla hızlıca yazılar gönderiliyor. Bu iş cesaret işi değil, bu iş akıl işi” diye konuştu.

Gündoğdu, Samsun’daki sel felaketini hatırlatarak, “Rezalet bir şey aslında. Burada iyi bir denetim olmadığı, TOKİ’nin denetime tabi tutulmadığı yapı denetim şirketleri tarafından defalarca söylendi, kaale alınmadı. ‘Biz daha iyi yapıyoruz’, işte ne kadar iyi yaptığınız ortada bence. Çünkü hem kendisi işveren hem denetleyici olduğu zaman bu işler yürümez. Bunları düzeltmek lazım. Çünkü biz biraz daha elimizi, kolumuzu sallarsak, gözümüzü de kapatırsak bu işi deprem yapacaktır” dedi.

Depremin artık olup olmayacağının tartışılmadığını ifade eden Gündoğdu, “Ama 7′nin üzerinde bir deprem, 7.5 artı, eksi 2 düşünebileceğiniz bir depremin olacağı hemen hemen kesin. Bu fay sistemi ortadan kaldırılmazsa ki, en kestirme yol belediye meclisinin kaldırmasıdır, başka da bir yolu yoktur. Onu da yaptılar Türkiye’de 6 kilometre öteye attılar. Bunu Ege’de bir yerde yaptılar. Bu olmadıktan sonra biz bu depremle karşılaşacağız” diye konuştu.

Gündoğdu, depremin çok masum olduğunu söyleyerek, “Deprem, doğanın bir yenilenmesinden ibaret olan bir şey. Bizim de kendimizi buna göre yenilememiz lazım. Bu anlayışa gelmediğimiz sürece de sorunlarımız bitmez” dedi.

“Koruyucu yasalar ortadan kaldırıldı”

Mimarlar Odası üyesi Hüseyin Kargın ise “Son yıllarda kentlerimizi, yaşam alanlarımızı, çevreyi, doğayı ve meslek alanlarımızın dokunulmazlığını koruyacak tüm yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına, kent ve yapı üretim sürecinin her aşamasının özelleştirerek, tekelleştirilmesine dair kanun darbeleri büyük bir hızla ardı ardına gerçekleştirilmekte ve özellikle afetler bahane edilerek, ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında doğa ve tarih yağması niteliğinde ve rant amaçlı yasa ve yönetmelik kararları ile kentlerimiz afetlere daha açık hale getirilmektedir” diye konuştu.

Kaynak : Sol Haber

Sarıyer’de kentsel dönüşüm başlıyor


İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’nde kentsel dönüşümün başlayacağını belirterek, ”Kentsel dönüşümde Derbent’te yaptığımız çalışmalarda, bu bölgelerde yaşayan, yerleşmiş gecekondu nitelikli olan yerlerin hiçbiri mağdur olmayacak. 1600 konut dağıtılacak” dedi.

Topbaş, önemli bir kısmı ruhsatsız, işgal edilmiş, afet riski altında olan Sarıyer Derbent Mahallesi’nin, gecekondular yıkılarak deprem tehdidinden uzak, daha güvenli ve modern bir yerleşim alanına dönüşeceğini ifade etti.

Topbaş, ”İstanbul’u depreme karşı yenilemeyi hedefliyoruz. İstanbul’un gelişmelerine tanıklık ediyoruz. Sarıyer’e tünel düşünemezdiniz. Beşiktaş’tan yine sahil boyunca, bir metro projesi de hiç kimsenin hayalinden geçmez. Bizim Sarıyer’e metrolar ve tüneller sebebiyle, bugüne kadar yapmış olduğumuz yatırımlar toplamı, 1 milyar 292 milyon’dur. Hamdolsun paramızın bereketi var” diye konuştu.

Türk filmlerinin vazgeçilmez platosu da olan Sarıyer Derbent bölgesinde her zaman ciddi sıkıntılar yaşandığını hatırlatan Topbaş, her zaman vatandaşlara hiçbir kimseyi mağdur etmeyeceklerini söylediklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:

”Biz halk için varız. Her zaman, ‘Siz hiç endişe etmeyin, evlerinizi birilerine peşkeş çekmek bizim yanımızdan geçmez. Biz zaten o kelimeleri lügatımızda kullanmayız’ dedik. Sizler de bize güvendiniz, beraberce çok güzel, herkesin gıpta edeceği bir yeni yerleşim alanını beraber oluşturacağız. Sarıyer’deki gördüğünüz bu alanda Darüşşafaka’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Oto Sanayi Kooperatifi’nin yerleri var. Kentsel dönüşümde Derbent’te yaptığımız çalışmalarda bu bölgelerde yaşayan, yerleşmiş gecekondu nitelikli olan yerlerin hiçbiri mağdur olmayacak. Altını çiziyorum kentsel dönüşümde hiç kimseyi mağdur ettirtmeyeceğiz. 1600 konut tamamen sizlere dağıtılacak. Yarından itibaren tespitleri başlatıyoruz. Kooperatifler de kuruldu.”

İnşa edilecek konutların maketini de gösteren Topbaş, bu evlerin tapularını da belki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la beraber dağıtacaklarını, Sarıyer’in İstanbul’da modern bir yerleşim ağı olarak çıkacağını ifade etti.

Topbaş, ”Depreme dayanıklı olan yeni yerleşim alanları, ibadethaneleriyle, okuluyla, çarşısıyla ve yaşamaktan gurur duyacağımız yerleşim alanlarıyla bu konutlara taşınacaksınız inşallah. Sizleri yerleştireceğimiz konutlar deprem riski olmayan, ciddi değerlerde. İnsan gibi yaşayacağınız, deprem riski olmayan konutlarda barınacaksınız” diye konuştu.

Yüklenici firmalardan da garanti alacaklarını belirten Topbaş, sözlerini şöyle tamamladı:

”Verilen sözün arkasında dururuz. Sözü yerde bırakmayacağız. Büyükşehir Belediyesi olarak yüklenici firmalardan garanti alacaksınız. Geçici barınma konutları yapacağız. 1 yıl orada yaşayacaksınız. Daha sonra konutlarınıza taşınacaksınız. 1 yıllık kira bedeli de kiracılara peşin olarak ödenecek. Derbent’te kentsel dönüşüm 2 etaplı yürüyecek. ”

-Derbent’te kentsel dönüşüm

Sarıyer Derbent Mahallesi’nde gerçekleştirilecek kentsel dönüşüm kapsamında, yaklaşık 28 hektar büyüklüğündeki alanda, mevcut plandaki küçük yerleşim adalarının yerine 4 büyük konut alanının yer alması planlanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mesken Müdürlüğü tarafından inşa edilecek yeni konutlara, yine bölge halkı, cüzi bedellerle sahip olacak. 1600 bağımsız bölümden oluşan alanın dönüşümle birlikte yüzde 68’i konut, yüzde 13’ü yeşil alan, yüzde 3’ü dini tesis alanı, yüzde 3’ü okul alanı olarak belirlendi.

Halen 7 bin nüfusa sahip Derbent Mahallesi’nin nüfusunun dönüşümle birlikte 10 bin kişiyi bulması öngörülüyor.

Kentsel dönüşüm 50 milyar dolarlık pazar oluşturacak


Kentsel Dönüşüm 50 milyar dolarlık ekstra pazar oluşturacak! İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (İMSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bilmaç, kentsel dönüşümünün sektörleri için tam bir ilaç olacağını ve 50 milyar dolarlık ekstra bir pazar oluşturacağını söyledi.

Bilmaç, kentsel dönüşümle ilgili değerlendirmelerde bulundu. İşin ranta dönüşmemesi için projenin Bakanlık tarafından yürütüldüğünü anlatan Hüseyin Bilmaç, “Sayın Bakanın telaffuzuyla bu proje 400 milyar dolarları aşan bir büyüklük arz ediyor.

20 yıllık bir sürede bu paranın harcanacağını ve bunun da kaynağının olduğunu var sayarak, İnşaat malzemeleri sektörüne de toplamda minimum 50 milyar dolarlık ekstra bir pazar oluşturacağını tahmin ediyoruz. Kentsel Dönüşümünün sektör için tam bir ilaç olacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın çizdiği projeksiyona göre, Kentsel Dönüşümün 10 ila 20 yılda bitirilecek bir proje olduğunu anımsatan Hüseyin Bilmaç, “50 milyar doların 10 yıla yayılacağını düşünürsek, proje iç pazara yıllık 5 milyar dolar ortalama artı getirecektir.

Seneliği 5 milyar dolara gelirse toplam pazarımız, iç pazardaki operasyonel gücümüz en az yüzde 2,5 ila 3 civarında artar. Bu yıl böyle bir şey olmuş olsaydı yani 2012’ye böyle bir pay düştüğü var sayılsaydı geçen yılki normal ekonomik dilimimizi geçebilirdik. Bu nedenle bu proje bizim için çok önemli” diye konuştu.

Sektör olarak projeye her boyutta hazır olduklarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ve ilgili bürokratlara ilettiklerini anlatan Hüseyin Bilmaç, “Proje başlasa bile biz İMSAD olarak zaten hazırız” dedi.

Türkiye’de son dönemde nitelikli Konut yapımının hızlandığını belirten Hüseyin Bilmaç, sektör olarak her türlü İnşaat tipi için malzeme verebilecek durumda olduklarını vurguladı. Kentsel Dönüşümün yanı sıra yeşil sertifikalı binaların da gündeme gelmeye başladığını belirten Hüseyin Bilmaç, şunları söyledi:

“Yeşil sertifikalı bina yapacak herkesin yanında varız. Malzemelerin dışardan gelmesi gerekmiyor. Yeter ki Türkiye’deki inşaat kalitesi, çıtası uluslararası standartlara çekilsin. Bir an önce örnek seçilmiş yerlerde başlamasını arzu ediyoruz.

Bu arada doğal olarak Van’dan başladığını söyleyebiliriz. Çünkü orada yeni bir Van kuruluyor. Eski yıkılan binaların üzerine değil de daha sağlam bir zemine kent yapılmaya başlandı. İstanbul’da tabi bu söz konusu değil ama İstanbul’da seçilmiş örnek bölgeler var. Anadolu yakasında Kadıköy’de bazı bölgelerde hemen başlayacak.”

Arap Baharı ülkelerinde ihracatımız çok büyük etkilendi

İMSAD olarak 47 – 48 ülkeye İhracat yaptıkları bilgisini veren Hüseyin Bilmaç, Arap Baharının yaşandığı ülkelere ihracatlarının bu ülkelerdeki olaylardan dolayı çok büyük oranda etkilendiğini belirtti. Hüseyin Bilmaç, “Biz Arap Baharı ya da sonbaharı diye ağlamıyoruz. Evet bizi çok etkiledi.

Arap baharının yaşandığı MENA (Orta doğu ve Kuzey Afrika ) ülkelerine ihracatımız 2010 yılında toplam ihracatımızın yüzde 17’siydi. Bu kayba rağmen 2011 yılı İhracat rakamları hiç de fena çıkmadı” dedi.

Sektörün atacağı oklarıyla hedefi başka yere çevirebildiğini dile getiren Hüseyin Bilmaç, “Eğer MENA ülkelerindeki sıkıntının geçmesini bekliyor olsaydık, başta demir çelik, demirden ve çelikten mamuller ile seramik sektörlerimizde olmak üzere çok ciddi oranda kan kaybederdik. Çünkü bazı üretim kalemlerimizde ihracat çok ciddi yer tutuyor” ifadelerini kullandı.

Yurt dışı pazarlardaki son duruma da değinen Hüseyin Bilmaç, “Burada tabi pazar çeşitlendirmesi için çok ciddi çalışmalar olmakla birlikte Avrupa, bizim için tüm durgunluğuna rağmen hala önemli bir pazar. Irak hala bizim için pozitif anlamda gidiyor.

Libya’da henüz canlanma olmadı ama Cezayir ve Tunus’ta ufak ufak hareketlilik başladı. Mısır’da da aynı şekilde pozitif yönde ciddi kıpırdanma var. Suriye sektör için gittikçe artan ve çok önemli bir müşteri konumundaydı.

Suriye’deki iş yaptığımız dostlarımızla biz bir biçimde haberleşiyoruz zaten. Ortalık yatışınca Suriye’deki müşterilerimizi gidip ziyaret edeceğim” diye konuştu.

Türkiye’nin genel ihracat verilerinde düşme görüldüğünü hatırlatan Hüseyin Bilmaç, inşaat malzemesi sanayicileri olarak 2011 yılının ilk çeyreğinde 4,2 milyar dolarlık ihracat yaptıklarını, 2012 yılının ilk çeyreğinde yaklaşık 4 milyar 800 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini ve dönemsel olarak yüzde 13,8 artış kaydettiklerini söyledi.

İhracatımız ithalattan 3 kat daha fazla

Sektör olarak cari açığa pozitif olarak katkı sağlayan ve cari açık sorununu azaltan bir yapıya sahip olduklarına dikkati çeken Hüseyin Bilmaç, “İthalatla ihracat arasında bizi çok sevindiren ve hep öyle olmasını devam ettiğimiz ters bir oran var. İhracatımız çok yüksek, İthalat o kadar düşük.

Yani ihracatımız inşaat malzemesi ithalatından 3 kat daha fazla. Yılın ilk çeyreğinde inşaat sektörünün cari dengeye doğrudan pozitif katkısı 2 milyar 960 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Yani yaklaşık 3 milyar dolar düzeyinde cari dengeye pozitif katkı sağlamışız.

Oransal olarak oldukça büyük bir rakam. Bununla da gurur duyuyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de çok geniş ürün yelpazesi olan bir sektörde, İnşaat Malzemeleri sanayinde üretimde kapasite fazlalığı olduğunu söyleyen Hüseyin Bilmaç, “Bu fark bugüne kadar yüksek ihracat gücü olarak bize geri döndü. Geçen yıl 18 milyar 1 milyon dolarlık bir ihracat yapıldı.

Güzel bir rakam, ama 2008 yılında ihracatımız 24 milyar 700 milyon dolara çıkmıştı. Sektör olarak hedefimiz 2015 yılında 40 milyar doları ve 2023 yılında da 100 milyar doları yakalamak. Türkiye’nin 500 milyar dolarlık Cumhuriyetin 100. yılı 2023 hedefinde biz 100 milyar dolar olarak varız, 5’de biri üzerinde durulması gereken çok önemli bir rakam” diye belirtti.

5+1 daire yerine yarı büyüklüğünde daire alacak!


 

 

Sulukule’de belediyeye 230 metrekare arsa verip 5+1 daire için anlaşma imzalayan Suat Üzümcü’ye yarı büyüklüğünde bir daire çıktı. Üstelik tek mağdur o değil.

Kentsel dönüşümün tartışmalı adresi Sulukule’de villa ya da büyük daire beklerken yarı büyüklükteki evlerle karşılaşanlar soluğu mahkemede alıyor. Mağdurlardan biri 230 metrelik arsasını verip 5+1 daire için anlaşan ancak 98 metrekarelik bir daire verilen Suat Üzümcü. Onun arsasına yapılan üç katlı villalar 500 bin, normal daireler ise 300 bin liradan satılıyor. Üzümcü gibi çok sayıda arsa sahibi dava açmaya hazırlanıyor.

Suat Üzümcü’nün babası, Sulukule’deki arsalarını 1991’de almıştı. 230 metrekarelik arsa yıllarca boş kaldı. 2005 yılında Fatih Belediyesi’nin ‘Sulukule Yenileme Projesi’ ortaya çıktı. Suat Üzümcü, babasının arsayı satmak istemediğini ama istimlak korkusuyla 118 bin liraya TOKİ’ye devretmeye razı olduğunu anlatıyor. Aile, en büyük tip olan 183 metrekarelik (5+1) daire isteyip 125 bin lira borca girmeyi kabul etti, 2008’de belediyeyle muvafakatname imzalandı.

Aradan dört yıl geçti. Belediye, imzalanan sözleşmelere rağmen evlerin yeri ve büyüklüğünün kurayla belirleneceğini duyurdu. Haziran ayında çekilen kurada Üzümcü ailesine 98.5 metrekarelik bir daire çıktı. TOKİ’nin bu daire için talep edeceği ücret hâlâ belli değil…

Eski arsalarının yerindeyse üç katlı, biri dubleks olmak üzere iki daireli bir bina yükseliyor. Arsalarının tam karşısında da bir otel…

‘Bir AK Partili olarak belediyeye güvenmiştim’

Dava açmaya hazırlanan Üzümcü, bir AKP üyesi olarak Fatih Belediyesi’nin projesine güvenerek bu işe girdiğini söylüyor:

“Meğer belediye ve TOKİ vatandaşın hakkını yiyerek rantı paylaşmış. Sözleşmede talep ettiğim daireyi bana vermek zorundalar. Yemin ettim, sonuna kadar davanın takipçisiyim. Dava masrafı evin değerini aşsa bile hakkımı alacağım.”

Suat Üzümcü’nün avukatı Nezif Yücel, “Yapılan bir nevi dolandırıcılık” iddiasında: “Sözleşmede teslim tarihi bile yok. Artık kimse kentsel dönüşüme güvenmez.”
Kuradan sonra belediyeye dava açacak hak sahiplerinden biri de Nurettin Özaydın. 90’larda aldıkları 220 metrekarelik arsalarında altı gecekondu varmış. Onlar da yeni proje için arsayı 130 bin liraya devretmiş ve 183 metrekarelik (5+1) dairelerden talep etmişler. Fakat kurada 82 metrekarelik bir daire çekmişler. Özaydın, “Kentsel dönüşüm dediklerinin arkasından hep art niyet çıkıyor, şaşırmadım. Yalnızca rant düşünüyorlar” diyor.

Firuze Davaroğlu, doğma büyüme Sultan Mahalleli. Davaroğlu, muvafakatnameyi imzalamaları için baskı gördüklerini anlatıyor:

“Bizi ’Hemen tapuları getirin, bir hafta içinde bu işi bitirelim’ diye aradılar. Aceleyle gittik imzaladık. Sözleşmeden bir şey anlamadık. Böyle olacağını ne bilelim?”
Proje için iki katlı evleri yıkılmış, yerine kurada 80 metrekarelik bir daire çıkmış. o da dava açacak.

Sulukule Roman Derneği’nin avukatı Hilal Küey ise Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu hakkında ‘mahkeme kararları ile iptal edilen bir projenin ve uygulamasının kura çekim törenine katılarak görevini kötüye kullanma’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

İnşaat atıklarını belediyeler dönüştürecek


Kentsel dönüşüm kapsamındaki yıkımlardan çıkacak hafriyat atıkları için ilk etapta büyükşehir ile nüfusu 100 binin üzerinde olan belediyelerce geri kazanım tesisleri kurulacak.

 Kentsel dönüşüm kapsamındaki yıkımlardan çıkacak inşaat atıklarının geri kazanımını belediyeler sağlayacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesiyle ilgili yasa kapsamında, Türkiye’de yaklaşık 8 milyon konutun yıkılacağını hatırlattı.

Bu yıkımlarda çok ciddi miktarda hafriyat atığının ortaya çıkacağına işaret eden Baş, “Beton, ahşap, demir, farklı atıklar olacak. Dolayısıyla bunları alıp komple bir katı atık alanına doldurmamız mümkün değil, doğru da değil. Çünkü bazı atıkların yüzde 90, 95’ine kadar geri kazanımı sağlanabiliyor. Böylece çevrenin kirlenmesi de önleniyor” dedi.

Belediyelere yeni gelir kaynağı

Bu kapsamda hafriyat yönetmeliği çalışmalarının sürdüğünü anlatan Baş, yönetmelik kapsamında, hafriyat atıkları için ilk etapta büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelerin geri kazanım tesisleri kurmasının öngörüldüğünü bildirdi.
Baş, bu belediyelerin 2013 yılı sonuna, nüfusu 100 bin ile 50 bin arasındaki belediyelerin 2014, 50 bin ile 10 bin arasındaki belediyelerin 2015, 10 bin ve altındaki belediyelerin de 2018 yılı sonuna kadar geri kazanım tesisi kurmasının zorunlu hale getirileceğini dile getirdi.
Belediyelerin buna olumlu yaklaşacağını düşündüklerini dile getiren Baş, “Zaten belediye başkanlarımız bu konuda çok duyarlı, çevrenin kirlenmesini önleyecek yatırımlar yapıyorlar. Bu yatırım da onlardan birisi olacak. Geri dönüşüm tesisleri hem belediyelere gelir getirecek hem de çevrenin kirlenmesi önlenecek” diye konuştu.

Özel sektör de kurabilecek

Kentsel dönüşüm ilk etapta İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli gibi büyükşehirlerden başlayacağı için geri dönüşüm tesislerinin de ilk olarak buralarda kurulacağına dikkati çeken Baş, şunları kaydetti:
“Elbette ki küçük şehirlerde de kentsel dönüşümler yapılacak ancak oradan çıkacak atık İstanbul, İzmir’deki gibi olmayacaktır. Küçük kentlerde belli bir süreye kadar tolere edilebilir, atığın toplanması, bertaraf edilmesi için belli yerler düzenlenebilir ama büyükşehirlerde bu çok zor. Dolayısıyla mecburen bu tesislerin kurulması gerekiyor. Tesisler, özel sektör tarafından da kurulabilir.”
Baş, kurulacak tesislerin, çevreye verilen zararı asgariye indirmenin yanı sıra 100 bine yakın kişinin istihdamını sağlayacağını da sözlerine ekledi.

Kaynak:

6 katlı binanın yıkım maliyeti 20 bin tl olur


Kentsel dönüşümle birlikte Türkiye’de 2 – 7 milyon konutun yıkılması bekleniyor. Fakat bu kadar binayı yıkmak 30 yıl sürebilir. 1000 metrekarelik bir binanın yıkım masrafı ise 20 bin lirayı buluyor

 

Kentsel dönüşümde süreç hızla ilerlerken, bir yandan da riskli binaların yıkım işlemi merak konusu oldu. Türkiye’de henüz amatör olan yıkım sektörü ise dönüşümle birlikte profesyonelleşme sürecine girdi. Bu kapsamda bir yandan yıkım yönetmeliği çalışmaları tamamlanırken, asıl önemli adım ise Yıkım Müteahhitleri Derneği’nin kurulmasıyla atıldı. Türkiye’deki yıkım firmalarının yetersiz olduğunu belirten Yıkım Müteahhitleri Derneği Başkanı Mehmet Ali Bulut da, “Türkiye’de yıkım sektörü çok yeni. Özellikle 2000’li yıllardan sonra ivme kazandı. Daha önce profesyonel yıkımlar yapılmıyordu fakat dönüşüm bu süreci hızlandırdı” dedi.

Kentsel dönüşümle birlikte yıkım sektörünün çok fazla ön plana çıktığını ifade eden Bulut, yapılan tahminlere göre Türkiye’de 2 ile 7 milyon arasında konutun yıkılmasının beklendiğini vurgulayarak, “Fakat sektör bunun için hazır değil. Yeterli sayıda yıkım firması ve eğitimli teknik eleman yok. Elimizde bulunan makinelerle 7 milyonluk konut stoğunun yıkım süreci 20- 30 yılı bulur” diye konuştu.
Aynı zamanda MTKA İnşaat Yıkım ve Enkaz Kaldırma firmasının Genel Müdürü olan Bulut, Japonya’dan ithal ettikleri Uzun Erişimli Yıkım Makinesi ile bir binayı bir günde yıkabildiklerini, 5-6 günde ise enkazı kaldırabileceklerini söyledi.

‘Yıkım metodu belirlenir’
Binaların nasıl yıkılacağıyla ilgili detayları açıklayan Bulut, şunlar söyledi:
“Binası riskli bulunan kişi istediği firmaya başvurabilir. Sonra mühendisler inceleme yapar ve yıkım metodu belirlenir. Ayrıca binadan çıkması tahmin edilen geri dönüşüm bedeli de hesaplanır ve yıkım bedeli ona göre belirlenir. Yıkım yapım işi gibi değildir. Çünkü yapımda her şey bellidir. Yıkımda ise, firma bir geri dönüşüm maliyeti elde eder ve yıkım maliyetinin bir kısmını amorti eder. Fakat binayı yıkmadan bu maliyet hesaplanamaz.”

6 katlı bir binanın ortalama yıkım maliyetinin 20 bin lirayı bulduğunu belirten Bulut, “6 katlı ve her katında 2 daire olan 1000 metrekarelik bir binanın makinelerle yıkımı 10 bin lirayı bulur. Fakat yıkımdan sonra enkaz kaldırma süreci daha çetrefillidir. Bunun için de ayrıca 20 bin liralık bir bedel ödenmesi gerekir” dedi.

BEDAVA BİLE YIKILIR
Mehmet Ali Bulut, binalardan çıkan geri dönüşümü olan malzemelere de vurgu yaparak, “Bir binayı içindeki malzemeler karşılığında bedava bile yıkabiliriz. Bu binanın içindeki malzemeye bağlıdır. Fakat 1000 metrekarelik bir binadan normalde yaklaşık 10 bin lira değerinde geri dönüşüm malzemesi çıkar. Biz de bu bedeli yıkım masrafından düşeriz” bilgisini verdi.

Bakanlık yönetmelİk hazırladı
Dönüşüm sürecinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın desteğiyle Yıkım Müteahhitleri Derneği’nin kurulduğunu aktaran Bulut, “Bu kadar binayı yıkacak yıkım firması yok ama olacaktır. Bu yüzden de dernek kurduk. Profesyonel bir şekilde işlesin istiyoruz. Bu sektörde yeterince gelişmiş teknik personel yok. Dernek gerekirse eğitim verecek, denetim sağlayacak hatta sertifikasyon verebilecek” dedi.
Yıkım yönetmeliği çalışmalarının da başladığını aktaran Bulut, “Daha önce yıkım nasıl isteniyorsa öyle yapılıyordu. Yönetmeliğimiz yoktu. Şimdi ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Yıkım Yönetmeliği hazırlandı ve Bakanlar Kurulu’nda bekliyor” diye konuştu.

‘Dinamit maliyeti artırır’

Kentsel dönüşüm sürecinde tek tek binaların dışında riskli alanlarda toplu yıkımların da olacağını vurgulayan Bulut, şunları söyledi:
“Çıkacak olan yönetmelikle birlikte dinamitli yıkım yapılabilecek. Özellikle ada bazında yıkımlarda bu yöntem kullanılabilir. Fakat Türkiye’de bu metodu uygulayabilecek firma yok. Zaten dünyada da 10-15 firma dinamitli yıkım yapabiliyor. Bu yüzden, dinamitli yıkım dışarıdan gelen danışman firmalar aracılığıyla yapılacak ve bu maliyeti oldukça artırır. Örneğin 5 katlı 1500 metrekarelik etrafı müsait olan 20 bina 2 ile 3 milyon lira civarında bir maliyetle yıkılabilir. Ancak Türk sermayeli şirketler kurabilirsek dinamitli yıkımı bile geri dönüşüm maliyetine yapabiliriz.”
Dinamitli yıkım öncesinde belirli hesaplar yapıldığına değinen Bulut, “Binada patlayıcıların nerelere yerleştirileceği, hangi açılarla konacağı, kaç adet patlayıcı kullanılacağı belirlenir.
Bu süreç 1 ay sürse de yıkımda bina 15-20 saniyede çöker” dedi.


Kaynak : Milliyet

Kentsel dönüşüm nasıl yapılacak?


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Van depremi sonrasında söylediği “Ne pahasına olursa olsun, iktidarımıza dahi mal olsa biz bu dönüşümü yapacağız” sözlerinin ardından Kentsel Dönüşüm’de ilk adım atıldı.

Konuyla ilgili kanunun uygulama yönetmeliği dün Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelikte riskli yapıların tespiti, lisanslı kuruluşlar, itirazlar, kat maliklerine konut verilmesi gibi konular ele alınıyor. İkinci yönetmelikte mali boyutlar olacak. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar dönüşümün kritik detaylarını Milliyet’e yorumladı.

Kentsel dönüşüm nasıl yapılacak?

“Riskli yapı” ve “riskli alan” olmak üzere kentsel dönüşümün iki ekseni var. Riskli yapısını belirlemek isteyen kişi “Ben binamdan emin değilim” diyerek, bakanlık tarafından lisanslandırılan kuruluşlara başvuracak. Bu kurum ve kuruluşlar Deprem Yönetmeliği uyarınca binayı tespit edecek. Riskli bulunursa rapor, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne verilecek. Oradan tapuya bildirilip 60 günlük tahliye süreci başlayacak.

Lisanslı kuruluşlar nasıl belirlenecek, bunlar hangi kuruluşlar olacak?

İnşaat, jeoloji ve jeofizik mühendisleri odaları, yapı denetim kuruluşları, mühendislik hizmeti veren şirketler, üniversiteler (Örneğin Sakarya Üniversitesi için onay çıktı), meslek odaları, deprem zararlarının azaltılması konusunda çalışan sivil toplum kuruluşları lisans için başvurabilir.

Bina raporuna itiraz eden olursa…

Riskli binaya itiraz eden kat malikleri olması durumunda lisanslı kuruluşun verdiği karar teknik heyete sunulacak. Bu heyetten çıkan karar kesin olacak. Teknik heyette 4 üniversite hocası, 3 bakanlık görevlisi var.

Binaları kim yıkacak, kim yapacak?

Riskli olduğu belirlenen binalar yıkılacak. Binalar yıkıldıktan sonra yapılacak uygulamaya maliklerin 3’te 2 çoğunluğuyla karar verilecek. Binasına risk raporu verilen kat malikleri aralarında toplanıp anlaşma sürecine gidecek. Alınacak karara katılmayanlar olursa, itiraz edenlerin arsa payları ve değerleri belirlenip açık artırma yoluyla satışa çıkarılacak. Bu satış sadece anlaşma sağlayan paydaşlara (diğer kat malikleri) yapılabilecek. Eğer talip çıkmazsa o hisseyi Bakanlık rayiç bedel üzerinden satın alacak.

Yıkılacak binada kiracı olarak oturanların durumu ne olacak?

Bu durum yeni imar planları dahilinde fazla konut çıkması durumunda söz konusu olabilecek. Kat maliklerine konut verildikten sonra fazla konutlar kiracıya sunulacak.

Yıkılan tüm binaların imarı artacak mı?

Bazı binalara imar artırımı verilmesi mümkün olacak. Özellikle parseller birleşirse ve kamuya yer terk ederse (bahçe, park, yol, otopark, yeşil alan) imar artırımı söz konusu olabilir.

Yıkım aşamasında tahliye sonrası kira yardımı yapılacak mı?

Binası yıkılacak olan kat maliklerine kira yardımı yapılabilecek. Ancak bunun için kat sahibinin kira yardımı talebinde bulunması gerekecek. İncelenecek. Biz bakanlık olarak kredi desteği, faiz desteği, tahliye yardımı da sağlıyoruz. Kira yardımı da bir seçenek olacak.

Riskli alanlarda ne olacak. Belirlenen bölgedeki tüm binalar yıkılacak mı?

Riskli alan üzerinde çarpık yapılaşma olan ya da zemin sorunu olan alanlar. Bu alanlar belirlenirken, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) sorulacak. Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararıyla riskli alan olarak belirlenecek ve Resmi Gazete’de ilan edilecek.  Bu kararın ardından tüm riskli binalar yıkılacak.

İstanbul’da Zeytinburnu, Fatih, Avcılar gibi yerlerin riskli alan olduğu yönünde bilgiler var. Buralardaki tüm binalar yıkılacak mı?

Henüz Bakanlık tarafından belirlenmiş bir riskli alan yok.

Yıkım süreci nasıl işleyecek?

Yerleşim için riskli olduğu belirlenen bütün bir alan temizlenecek. Önce mülkiyet sahipleri belirlenecek. Sonra gayrimenkul değerlemesi yapılacak. Zemin açısından yapılaşma olması uygun görülürse, yeni bir şehir planı oluşturulması gündeme gelecek. Sonrasında hak sahipleriyle anlaşma süreci başlayacak. Örneğin riskli bir alanda 200 bina varsa, önce malikler sonra gayrimenkul bedeli ve arsa bedeli belirlenecek. Sonrasında örnek kent proje ve maketi çıkarılıp, bunun değeri belirlenecek. Bu süreç sonunda vatandaşla anlaşma aşaması başlayacak. Yeni konut istemesi, konutunu dışarıdan birine satmak istemesi veya başka bir yerden konut istemesi ihtimallerine göre anlaşılarak sözleşme imzalanacak.

400 milyar dolarlık dönüşüm

Işık Gökkaya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği Başkanı

Değer tespiti tarafında rant oluşturulmaması gerekir. Şehrin neresi yerleşim, neresi ticari alan olacak buna önem verilmeli. Rezerv alanların tespitinde sivil toplum kuruluşları da yer almalıydı. Bu dönüşümle birlikte İstanbul’da 2 milyon konutun değişmesi söz konusu. Projenin 400 milyar dolarlık bir maliyeti olacağını düşünüyoruz. Büyük firmaların bu projede yer alması için imar haklarının çok net bir şekilde belirlenmesi gerekir.

‘Öncelik sıralaması olmalı’

Faruk Göksu Kentsel Strateji Kurucu Ortağı-Şehir Planlamacısı  

Yönetmelik hangi yapıların ve alanların öncelikli olarak dönüşeceğine ilişkin bir planlama ortaya koymuyor. Deprem riski olan bölgelere dikkat edilmeli. Fakat hangi ilçe ve mahallelere öncelik verileceği belli değil. Riskli yapıların ya da alanların dönüşümü sürecinde sistematik bir kurgu önerilmiyor. Parsel bazında ya da ada bazında dönüşümlerin bir sistematik içinde ayrışma değil bütünleşme sağlaması için yeni strateji ve senaryolar geliştirilmeli.

‘İkinci yönetmelik gelecek’

Nazmi Durbakayım İstanbul İnşaatçılar Derneği Başkanı  

İlçe belediyeleri yönetmelik olmadan başlamak istemediği için bunu bekliyordu. Fakat bu yönetmelik yeterli değil, arkasından ikincisi gelir. Bir yerin önce afet riski altında olup olmadığı sonra da değeri tespit edilecek. Fakat yapılan değer tespiti göreceli olacaktır. Karar veren mercilere itirazlar olabilir.

Miliyet

Kentsel dönüşüm kredileri denetlenecek


Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, afet riski altındaki alanların dönüşümü kapsamında verilecek kredinin amacına uygun kullanılıp kullanılmadığının denetleneceğini açıkladı.

Kimseye hak mağduriyeti yaşatmayacaklarını söyleyen Bayraktar, ”Vatandaşın, arsa payları üzerinden, konutlar üzerinden hakları neyse, her birini vermeye çalışacağız” dedi.

KREDİ DENETİM SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK?
Dönüşüm Projeleri Özel Hesabı Gelir, Harcama, Kredi ve Kaynak Aktarımı Yönetmeliği taslağına göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, maddi durumu iyi olmayan vatandaşlara vereceği krediyi denetim altına alacak.

Bakanlık, kredilerin amacına uygun kullanımını denetlerken, uygulama sırasında yaşanan noksanlıkların giderilmemesi halinde ise krediyi durduracak. Ayrıca kredi borcunun tamamını peşin hale getirebilecek.

Koşulları uymadığı halde kredi aldıkları tespit edilenlerden, kredinin kullanılan kısımlarına gecikme zammı uygulanarak borcun tamamı peşin alınabilecek.

KONUT VE İŞYERİNE SİGORTA
Bakanlık, krediyle edinilen konutun, aynı şartı taşıyan bir başkasına devri veya satılması halinde, kredi borcunu da devredecek. Devredilmeyen kredi borcu, usulüne ve sözleşme hükümlerine göre peşin hale getirilerek tahsil edilebilecek.

Vatandaşlar, krediyle aldıkları konut veya iş yerini sigorta ettirecek. Sigorta, kredi borcu bitene kadar her yıl yenilenecek. Sigorta poliçeleri, vergi ve harçtan muaf olacak. Kredi kullananlara, geri ödeme süresince hayat sigortası yapılacak.

ÖZEL HESAPTAN KREDİ
Bakanlık, konutunu veya iş yerini kendi yapmak isteyen kiracı ya da sınırlı hak sahiplerinin kredi istemeleri durumunda, özel hesaptan kredi verebilecek.

Kredi verilirken, hak sahiplerinin, yıktırılan ve kamulaştıran yapılarda en az 1 yıl ikamet etmesi şartı aranacak.

Bakanlık, açılacak kredinin azami miktarı ile kredi önceliklerini, özel hesabın finansman durumu, proje büyüklüğü, inşaat maliyeti, inşaatların bulunduğu bölgeleri dikkate alarak her yıl belirleyip ilan edecek. Talepte bulunulması halinde, belirlenen miktarların altında da kredi açılabilecek.

Özel hesaptan kredi kullanmak isteyen hak sahipleri, bulundukları yerdeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine başvuracak. Buradaki inceleme sonucunda kredi almaya hak kazananlar, onay için Bakanlık’a gönderilecek. Bakanlık, inşaatın ilerlemesini dikkate alarak, hak sahibinin hesabına para aktaracak.