Machu Picchu – Machu Picchu 360


Reklamlar

Machu Picchu’ya 460 milyon $’lık havaalanı


 

Para kültürü yendi… Peru, turizm gelirlerini artırmak için Machu Picchu’nun yakınındaki Cusco’ya havaalanı yapmak için kolları sıvadı. Maliyet dudak uçuklatıyor: 460 milyon $

 

Dünyanın en önemli turistik bölgelerinin başında gelen Machu Picchu, 460 milyon dolarlık bir havaalanına kavuşuyor. Peru Devlet Başkanı Ollanta Humala tarafından açıklanan plan uyarınca, yeni havalaanı İnka medeniyetinin eski başkenti olan Cusco’nun hemen dışına inşa edilecek. Bugün Machu Picchu’ya gitmek isteyen turistler önce Lima’ya uçtuktan sonra buradan önce Cu

 

Photo of Machu Picchu (Cusco, Perú)

Photo of Machu Picchu (Cusco, Perú) (Photo credit: Wikipedia)

 

sco sonra da Machu Picchu’ya geliyor. Mevcut durumda Cusco’da bir havaalanı bulunsa da bu sadece küçük uçaklara hizmet verebiliyor. Aynı zamanda bölgenin uçuş için oldukça tehlikeli olması ve bölgede çok fazla ışık bulunmaması nedeniyle gece uçuşu da yapılamıyor. Havaalanının yapılması için geçtiğimiz gün bir yasa çıkaran Başkan Humala, ‘Yeni havaalanı sadece turistleri çekmekle kalmayacak aynı zamanda birçok kişiye de yeni iş fırsatı doğuracak’ dedi.

 

Günde 3 bin kişi ziyaret edebiliyor
UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde bulunan Machu Picchu 15’inci yüzyılda İnkalar tarafından inşa edilmiş. Yerli halka tarafından bilinse de bölgenin dünyaya açılması 20’inci yüzyılın başında gerçekleşmiş. Bölgedeki duvarların hassas olması nedeniyle, Machu Picchu’yu günde sadece 3 bin kişi ziyaret edebiliyor. Bölgenin denizden yüksekliği de 2.500 metre…

 

Milli marşların ‘tuhaf’ sırları


Milli marşlar, her uluslararası spor müsabakasında, madalya töreninde gurur ve vatanseverliği öne çıkaran şarkılardır. Alex Marshall, her milli marşın ardında gizlenen tuhaf ve şaşırtıcı hikâyeleri gün yüzüne çıkarıyor.

Devrimlere ilham verdi

İlgili Konular

Coşkulu tınıları sayesinde Fransa’nın ‘La Marseillaise’i dünyanın en çok tanınan milli marşları arasına girdi.

Fransa ulusal marşı 1792’de yazıldı ve kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılarak Yunanistan ve Rusya’daki devrimlere ilham kaynağı oldu.

Son dönemdeki ayaklanmaların da bir parçası haline geldi. Çin’in Tiananmenj Meydanı’ndaki protesto gösterilerinde de söylendi.

Maalesef marşın bestecisi hiçbir zaman aynı başarıyı yakalayamadı.

marseilaiseClaude Joseph Rouget de Lisle (ortada) Marseillaise’i yalnızca birkaç saat içinde yazdı.

Claude Joseph Rouget de Lisle, Avusturya’ya karşı savaşacak Fransız ordusunu cesaretlendirmesi için bir şarkı yazması istendiğinde, kaleme aldığı La Marseillaise’i ‘ateşli’ birkaç saat içinde tamamladı.

Ancak hayatının geri kalan 44 yılında, aynı şekilde hafızalara kazanan başka bir beste üretemedi.

Para ihtiyacı olduğu tahmin edilen bir dönemde ise müstehcen sözler yazmaya yöneldi.

Claude Joseph Rouget de Lisle’nin Fransa’nın doğusundaki Lons-le-Saunier kentindeki müzesini gezerseniz bu şarkılardan birini görebilirsiniz.

Ancak bu müstehcen şarkı sözlerinin yarısı, müzeyi gezen çocukların görmemesi için gizleniyor.

Aynı şarkı farklı ülkeler

anthemİngiltere milli marşı ile Liechtenstein’in milli marşının melodisi aynı.

‘Tanrı Kraliçe’yi Korusun’, 1745’te yayımlanmasının ardından Büyük Britanya Krallığı tarafından benimsenip tanınan ilk ulusal marş oldu.

Marşın melodisi milliyetçilikle öyle bağdaştı ki birçok farklı ülke de sözlerini değiştirip aynı melodiyi yeniden düzenleyerek milli marşları haline getirdi.

Liechtenstein, kendi milli marşı ‘Oben am jungen Rhein’ için de bu melodiyi kullanıyor.

Aynı marşa sahip olmaları, İngiltere ve Liechtenstein’ın karşı karşıya geldiği futbol maçında karışıklığa sebep olmuştu.

Kendi yaratıcılıklarını kullanmayıp, yeni bir melodi yaratmak yerine İngiltere’nin melodisini sahiplenen Liechtenstein’lıları eleştirebilirsiniz.

Ancak o zaman, Fransa milli marşı ‘La Marseillaise’den ilham alan birçok ülkeyi de eleştirmeniz gerekir. Bu ülkelerden ikisi Umman ve Zimbabve.

Fakir adamın oyunu

Yüzyıllar boyunca çalınacak bir şarkı olan milli marş yazımının ücreti ne kadar olur? Açıkçası çok da değil. O da biraz şanslıysanız.

Uganda ulusal marşının bestecisi George Kakoma, ölümünden kısa bir süre önce, alamadığı telif ücretleri için Uganda hükümetine dava açtı.

Kakoma’ya, yazdığı ulusal marş için 1962’de 2 bin Uganda şilini yani 0.50 pound

Bosna’nın hüzünlü milli marşını besteleyen ve kaleme alan Dusan Sestic’e 6 bin Bosna markı yani yaklaşık 2 bin 500 sterlin ödenmesi öngörüldü.

Ancak Temmuz ayı itibariyle Bosna hükümetinin yıllar süren tartışma sonrası ödeme yapmayı reddetmesi üzerine besteci artık bu ücreti de alamayacak.

Dünyanın en yeni ulusal marşını besteleyen Mido Samuel’e, çabalarının karşılığı olarak duyduğu gururdan başka bir şey sunulmadı.

Zoraki sessizlik

Aslen, kraliyet ailesinin giriş müziği olarak tasarlanan İspanya’nın milli marşı sözsüz olmasıyla ünlüdür. Ancak İspanya gibi sözsüz milli marşa sahip başka ülkeler de var.

Kosova hükümetinin, çoğunluğun konuştuğu Arnavutça dilinde yazılabilecek sözlerin ülkede yaşayan Sırpları rahatsız edeceği kararı almasından sonra ülke sözsüz milli marşı benimsedi.

Dolayısıyla, birçok Kosovalı şarkıyı göz ardı ederek yerine Arnavut ve Sırp ulusal marşlarını söylemeyi tercih ediyor.

Maocu manifestolar

nepal

Nepal’in ulusal marşını dinlediğinizde narin folk tınıları ile “Nepal halkının nasıl çiçek örgülerden doğup bir çelenk” haline geldiğini duyacaksınız. Aslında, Nepal marşı dünyanın en siyasi marşlarından biri.

Marş, 10 yıllık iç savaşın ve krala karşı düzenlenen Maocu ayaklanmanın sona ermesiyle 2006 yılında yazıldı.

O dönemdeki fırtınalı ortam, şiirin yazarı Byakul Maila’ya yönelik tutumu da anlamaya yardımcı oluyor.

Gazeteciler ve yetkililer Maila’nın geçmişini tarayıp arkadaşları ve ailesiyle görüşürken şair, kral taraftarı olmadığını kanıtlamak için bir dizi mülakattan geçti.

Maila adeta mahkemede hesap verir gibiydi. Peki hatası neydi?

Maila bir zamanlar eski kralın da katkıda bulunduğu bir şiir kitabını düzenlemişti.

Ülke yönetimindeki bazı Maocular mevcut ulusal marştan daha güçlü ve daha devrimci bir şarkı istiyorlar. İç savaş döneminde solcu milli marşı ‘The Internationale’yi söylüyorlardı.

Kayıp dizeler

argentine

Milli marşların çoğu aslında altı veya daha fazla kıtadan oluşan şiirlerdir. Ancak bugün bu kıtaların yalnızca birkaçı söyleniyor. Kayıp dizeler ise, genelde ülke tarihini anlatan dizeler oluyor.

Güney Amerika ülkelerinin marşlarına bakacak olursanız, bu ülkelerin İspanya yönetiminden çıkmaktan duydukları mutluluğu görürsünüz.

Arjantin ulusal marşında İspanyollar için “yollarına çıkan herkesi yok eden” ifadesi kullanılırken “kanlı zorbalardan alçak işgalcilere” kadar çeşitli benzetmeler yapılıyor.

Bu dizeler, gerginlik çıkmasını engellemek için 1900 yılından itibaren söylenmeme başladı.

100 milyon albüm satışı

belafonteHarry Belafonte’nin birçok şarkısı Barbados milli marşını yazan kişi tarafından yazıldı.

Ulusal marşların bestecilerine baktığınızca üç isim dikkatinizi çekiyor. Avusturya milli marşını yazan Mozart, Almanya milli marşını yazan Haydn, Barbados’un milli marşını yazan New York’lu kalipso şarkıcısı Lord Burgess.

Birçok kişi Lord Burgess’in adına yabancı olabilir ama şarkıcı 100 milyondan fazla albüm sattı.

Bunlardan yalnızca 10’u kendi albümüydü. Ama Burgess, ayrıca Harry Belafonte’nin başarısının arkasındaki isimdi. Şarkıcı, Belafonte’nin ‘Day-O’ ve ‘Island in the Sun’ şarkılarını yazdı.

Burgess’in Barbados milli marşını yazmasının sebebi o dönemde orada tatil yapıyor olması ve birilerinin gelip ondan milli marş yazmasını istemesi.

Buradan diğer ülkelere de bir ders çıkıyor aslında.

Coldplay’i ülkenize davet edin ve ülkeye vardıklarında kibarca ‘taciz edin’.

Benimsendikçe ömürleri uzuyor

Halk şarkıları benimsedikçe milli marşların da ömrü de uzuyor.

Örneğin İsrail’de, ülkede yaşayan Arapların da Yahudiler gibi dahil edilmesi için ‘Hatikvah’ milli marşının değiştirilmesine yönelik çağrılar yapılmıştı.

Milli marşlara ne kadar yer ayrılması gerektiğini tahmin etmek zor. Olimpiyat kuralları gereği milli marşlar 80 saniyeden uzun çalınamaz. Dolayısıyla eklenecek yeni kelimelerin duyulması tehlikeye girecek.

Olimpos KYK harcı ile ayağa kalkacak


Antik kentleri oluşturan binlerce taş ve mermer parçasını toprağın altından büyük çabalar ile çıkaran arkeologlar, Olimpos’ta bunların bir araya getirilmesi için “KYK Restorasyon Harcı”nı tercih etti.

 

 

Tarihin aydınlatılmasında en önemli unsurlar arasında sayılan antik kent ve yapıların onarım ve ayağa kaldırılması işlerinde çok hassas ve titiz çalışmanın yanında, en uygun ekipman ve malzeme seçimi de büyük önem taşıyor. Antik kentleri oluşturan binlerce taş ve mermer parçasını toprağın altından büyük çabalar ile çıkaran arkeologlar, bunların bir araya getirilmesi işlemini ise restorasyon harcı ile gerçekleştiriyor. Uygarlığın beşiği sayılan Anadolu’daki en önemli yerleşimlerden Olimpos antik kentinin ayağa kaldırılması çalışmalarını yürüten Anadolu Üniversitesi ve 9 Eylül Üniversitesi’nden uzmanlar da yapısı ve rengi ile tarihi dokuya tamamiyle uyumlu olduğu için KYK Restorasyon Harcı’nı tercih ettiler.

 

KYK Restorasyon Harcı, kazıların ve restorasyon çalışmalarının devam ettiği Olimpos’ta yürütülen “mevcut yapıların korunarak, onarım ve güçlendirme çalışmaları” ve “kazılarda çıkan kolon, kirişlerdeki, kemerlerdeki çatlakların doldurulması, onarılması, açığa çıkan yerleşim yerlerinin yine kalıntılardan çıkan eski taşlar/molozlarla tekrar örülmesi” işlerinde kullanılıyor. KYK restorasyon harcı kullanılıyor Olimpos Antik Kenti, Antalya’nın 80 km güneyinde ve Antik Likya Bölgesi içinde bulunuyor. Doğudan Akdeniz’e açılan Olympos Antik Kenti, ortasından geçen Akçay (Olimpos Çayı) ile ikiye bölünüyor. Bu konumuyla tarih boyunca liman kenti olma özelliği taşıyan Olimpos, günümüze gelen antik kentler arasında farklı bir yapı sergiliyor. Kentin kesin kuruluş tarihi ise bilinmiyor. Tarih sahnesinde Olimpos Likya Birliği içinde bastığı sikkeler ile MÖ 168-78 yıllarında ilk kez görülüyor.

Olimpos bu birlik içinde üç oy hakkına sahip, altı ayrıcalıklı kentten birisi olma özelliğini taşıyor.
MÖ 80 yılında ise kent, korsanların eline geçiyor. Ünlü Korsan Zeniketes’in, Olimpos yakınlarındaki  bir kalede oturduğu biliniyor. Anadolu kıyılarındaki ve dağlık bölgelerdeki karışıklıklar üzerine bölgeyi korsanlardan temizlemek için, Romalı komutan ve senatör Publius Servilius Vatia komutasındaki Roma Donanması MÖ 78 yılında Gelidonya Burnu’nda yapılan üç deniz savaşını da kazanarak Zeniketes’in ünlü kalesini yerle bir ediyor. Zeniketes’in ölümünden sonra komşu kentlerle beraber Olympos da Roma’nın eline geçiyor. Bu dönemlerde Hephaistos, Zeus ve Apollon kültlerinin Olimpos’ta tapınım gördüğü bilinmektedir. Halen kısmi olarak ziyaretlere açık olan Olimpos Antik Kenti’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarının zamamlanmasından sonra, bölgeye yönelik tarih turizminde de büyük artış bekleniyor.

“Engelsiz Müze ve Saraylar Projesi” başlıyor!


TÜRKİYE Omurilik Felçlileri Derneği tarafından 2010 yılında başlatılan “Engelsiz Müze ve Saraylar” projesi, ilk adımını Ayasofya’dan atıyor.

 Proje, İstanbul’daki önemli tarihi ve turistik merkezlerin engelliler için kolay ulaşılabilir hale getirilmesini kapsıyor. Gerçekleştirilecek çalışmalarla Ayasofya’nın ardından 6 müze ve saray daha erişilebilir olacak. TOFD tarafından yapılan tespitlerin ardından hazırlanan proje çalışmalarının, Kültür Bakanlığı ve ilgili yerel birimlerine iletilmesiyle başlanan projenin ilk somut adımı atılmış oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul IV Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan çıkan karar ile Ayasofya Cami ve Müzesi’nin erişilebilir olması için, Ayasofya Müzesi ile İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü görevlendirildi. Proje kapsamında çalışma yapılan Müze ve Saraylar: İstanbul İl Kültür Müdürlüğü’ne bağlı Arkeoloji Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İslam Bilim ve Teknolojisi Müzesi, Yıldız Sarayı Müzesi ile Rumeli Hisarı Müzesi.

ENGELLİ VATANDAŞLARRAHATÇA GEZEBİLECEK
TOFD’nin hazırlamış olduğu ve bütün engel gruplarını kapsayan projeyle, engellilerin Ayasofya Müzesi’ni rahatça gezmesi için mevcut rampa ve engelli tuvaletleri standartlara uygun hale getirilecek. Konu ile ilgili açıklama yapan TOFD Başkanı Ramazan Baş, “Dünyada benzer örneklerde olduğu gibi, ülkemizin özellikle de İstanbul’un engelli turizmini sahiplenmesi ve bu konuda çalışma yapması adına “Engelsiz Müze ve Saraylar Projesi” için iki yıldır çaba harcıyoruz. İstanbul’un en önemli tarihî mekânlarını bizlerin de rahatça gezebilmesi için tarihî dokulara asla zarar vermeden ufak dokunuşlarla projelerimizi hazırladık ve Kültür Bakanlığı ile Anıtlar Kurulu’na sunduk. Ayasofya Müzesi ile de uygulamaya geçmeye başlıyoruz” dedi.
“Engelli turizmi büyük bir artı değer”

İstanbul’un önemli tarihi mekanlarının rahatça gezilebilmesi için tarihi dokulara zarar vermeden ”ufak” dokunuşlarla projeleri hazırlayıp, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Anıtlar Kurulu’na sunduklarını aktaran Baş, Ayasofya Müzesi ile uygulamaya geçtiklerini bildirdi.

Baş, Atina’da 152 metre yükseklikte bulunan Akropolis’e engellilerin çıkması için dışarıdan lift yapıldığına değinerek, ”Bizim eserlerimizde ihtiyacımız olan temel şeyler; rampa ve tuvaletler. Oldukça kolay aşılabilecek bu engellerle, dünyada büyük bir hacme sahip olan engelli turizmi, İstanbul için büyük bir artı değer olacaktır” değerlendirmesi yaptı.

Projenin sonunda İstanbul Erişilebilir Gezi Rehberi ile yapılan çalışmaların belgeseline başlayacaklarını açıklayan Baş, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle, çalışmaları bir an önce bitirerek engellilerin de tarihi yerinde görmesini ve turizme katkı sunmayı amaçladıklarını kaydetti.

 

230 yıllık binayı yıkıp AVM yapmak cinayettir


Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan rica ediyorum. Lütfen, bir Kasımpaşalı olarak ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı olarak ve Başbakan olarak, Kasımpaşa’daki tarihi kışla binasının (Cezayirli Gazi Hasan Paşa-Kalyoncu Kışlası’nın) yıkılmasına izin vermeyiniz.

AA’nın haberine göre, İstanbul Deniz Saha Komutanlığı tarafından kullanılan bina İl Özel İdaresi’ne devredilmiş. İl Özel İdaresi 230 yıllık binanın yıkılmasına ve yerine yepyeni bir bina inşa ettirilmesi için proje hazırlatmış. Kışla yakında yıkılacakmış. Bu önemli haber gazetelerin diğer haberleri arasında kaynadı gitti.

Bu kışla binası çok çok önemli bir binadır. Kasımpaşa’yı Kasımpaşa, İstanbul’u İstanbul yapan anıt binalardan biridir.

İstanbul’u İstanbul yapan tarihidir. Tarihi binaları korumaya mecburuz. Yeni bina her yerde var ama İstanbul’da 230 yıllık kaç bina kaldı? Yıkılmakta olan bina, Kasımpaşa’da sahil doldurularak 1782 yılında Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından yaptırıldı. Paşa, İstanbul dışından asker toplamaya gerek kalmadan sürekli bir deniz gücü oluşturmak amacıyla bu kışlayı yaptırdı.

Kışlaya inşa edildiği günlerde “Kalyoncu Kışlası” deniliyordu. Üç katlı, 160 odalı, 8700 askerin barınabileceği görkemli bir binadır. Beş kez onarımı tadili ve yenilenmesi yapılmışsa da asıl şekli bozulmamıştır. Deniz Kuvvetleri günümüze kadar kışlayı korudu.

Sn. Erdoğan “Dur” demez ise gitti gider

Kışlayı yaptıran Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa (1714-1790) aslen Kafkasyalıdır. Küçük yaşta esir alınmış ve Tekirdağlı bir zatın yanında büyümüştü. Gençliğinde denizcilik tutkusuyla Cezayir’e gitmek üzere bir gemiye binmiş, yoldan bindiği gemi bir ecnebi gemiyle cenge tutuşup rampa olunca düşman gemisine atlamış, bir müddet sonra da iki gemi ayrılınca tek başına gemiyi ele geçirip Cezayir’e kadar götürmüştür. Cezayir’e vardığında bu gemi kendisine verilmiş ve Cezayir beylerbeyinin hizmetine girmiştir. Bu olaydan sonra yiğitliği bütün Akdeniz’e yayılmıştır. Daha sonra İstanbul’a gelmiş ve kaptanlığa atanmıştır. 1770 yılında vezirlik rütbesiyle Kaptan-ı Derya olmuş ve 15 yıl bu görevde kalmıştır. 18. yüzyılda Osmanlı bahriyesini yeniden kurup yapılandıran ve tersanede ilk kez küçük çapta da olsa bir mühendishane açan kişidir.

Lütfen bu yazı ile birlikte yayımlanan fotoğrafa bakınız. Alışveriş merkezi yapmak için 230 yıllık bu tarihi binayı yıkmak günah değil mi? Allahtan korkan kalmamış. Yola çıkılmış… Eski Kasımpaşalı Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Dur” demez ise, “Gitti Gider”.

 

Güngör Uras

Kolezyum için büyük restorasyon planı açıklandı


ROMA – İtalya’nın ve başkent Roma’nın en önemli sembollerinden olan Kolezyum Anıtı için hazırlanan büyük restorasyon planı açıklandı.

Antik dönemin en görkemli yapılarından Roma’daki Flavio amfi tiyatrosu ya da dünyaca bilinen adıyla Kolezyum, İtalyan modasının çanta, ayakkabı, aksesuar markası Tod’s’un sponsorluğunda, toplamda 25 milyon avroya mal olacak büyük restorasyon sürecine giriyor.

Antik dönemde, Roma halkının eğlencesine, gladyatörlerin savaşlarına evsahipliği yapan Kolezyum için açıklanan planın detaylarını basına aktaran Roma Arkeolojik Miras Komiseri Mariarosaria Barbera, 3 aşama halinde yürütülecek çalışmaların 915 gün süreceğini bildirdi.

Barbera, planın ilk aşamasında, anıtın kuzey ve güney cephelerindeki dış kemerlerinin restorasyonunun yapılacağını ve bunun gelecek yıl yaz aylarında sonuçlanacağını belirtti. Yetkili, ilk aşamanın maliyetinin 6,1 milyon avro olacağını da kaydetti.

İkinci aşamada ise anıtın temeline yönelik çalışmaların yapılacağını aktaran Barbera, bu aşamanın da 2015’in Kasım ya da Aralık’ın da bitmesinin planlandığını söyledi. Arkeolojik miras komiseri, planın üçüncü aşamasında ise dev anıtın iç çehresinin restore edileceği bilgisini paylaştı.

Roma Arkeolojik Miras Komiseri Mariarosaria Barbera, restorasyon boyunca her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilen Kolezyum’un açık kalacağını, yapılacak büyük restorasyonun ardından da yüzde 25’lik bölümünün daha ziyaretçilere açılacağını duyurdu.

Roma Belediye Başkanı Gianni Alemanno da 2015 yılına kadar Kolzeyum’un çevresindeki trafik akışını önemli ölçüde azaltacak, bu alanı yayalara açacak bir plan üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Restorasyonun sponsorluğunu üstlenen Tod’s markasının sahibi Diego Dalle Valle de “Tod grubu olarak bir hesap yapmadık. Kolezyum tüm İtalyan ve dünya vatandaşlarına ait bir anıttır. Bizim herhangi bir ticari kaygımız yok burada” dedi.

İtalya Kültür Bakanı Lorenzo Ornaghi de Kolezyum’un restorasyonuyla “yarının ülkesini” tasarlamaya çalıştıklarını ifade etti.

Böylesine büyük restorasyonun 73 yıl aradan sonra ilk kez yapıldığı belirtilirken, anıtta tüm işlerin tam anlamıyla bitmesinin 2017 yılını bulacağı, basına yansıyan haberler arasında yer aldı.

Kaynak:

Saraya dönüşecek


 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Ankara Ulus’taki tarihi taş binasını Başbakanlık alıyor. Tarihi bina özellikle yabancı ülke başkan kral ve sultanları gibi ağır konuklarına ev sahipliği yapacak.

 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın yeni binasına taşınarak boşaltacağı Ulus’taki tarihi taş binayı, Başbakanlık alıyor. Tarihi bina, Başbakanlığın “ağır konukları” için misafir sarayı yapılacak. Tarihi binanın, özellikle yabancı ülke başkan, kral ve sultanları gibi, ağır konukların ağırlanacağı, misafir sarayı/konukevi olarak kullanılacağı öğrenildi.

 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Ulus’ta bulunan ve halen merkez bina olarak kullandığı tarihi taş binayı, yılın sonuna kadar boşaltacağı belirtildi. Bakanlık, Eskişehir yolunda inşa edilen yeni binasına taşınarak tüm birimlerini bu binada toplayacak.

 

75 yıl sonra yeniden

 

Başbakanlığın tarihi binayı önce tadil edeceği ve yabancı “ağır” konuklar için misafir sarayı/ konuk evi olacak şekilde yeniden teşrif edeceği belirtildi. Verilen bilgilere göre taş binanın bulunduğu bölgede, sonradan inşa edilen ve tarihi dokuya uymayan binaların yıkılacağı, “misafir sarayı” merkez kalacak şekilde sadece Vilayet binası, Sümerbank, İş Bankası binaları gibi tarihi taş yapıların kalacağı bir plan gündeme alındı.

 

Cumhuriyetin kuruluşunun sembolü olan Ulus’ta, ilk TBMM binası, İş Bankası, Osmanlı Bankası, Atatürk heykeli ve şu anda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın kullandığı taş bina yeni Cumhuriyetin de sembolü olmuştu. Bu bina 1925 yılında inşa edilip ‘başvekalet’ olarak hizmete sokulmuştu.

 

Bina 1937 yılında Kızılay’da bugünkü merkez bina inşa edilinceye kadar da Başbakanlık binası olarak kullanıldı. Bu taş bina böylece 75 yıl sonra yeniden Başbakanlığa geri dönmüş olacak. Ancak bu kez misafir sarayı olarak.

 

Valiliğe bırakmadılar

 

1950’li yıllardan sonra Maliye Bakanlığı binası olarak kullanılan bina 2001 yılında Gümrük Müsteşarlığına tahsis edildi. Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından 2006 tarihinde “Gümrük Müsteşarlığına olan tahsisin kaldırılarak, binanın Gümrük Müsteşarlığınca boşaltılmasından sonra taşınılması kaydıyla Ankara Valiliği hükümet konağı olarak kullanılması” kararı verildi. Ancak Başbakanlık son kararla, binayı Ankara Valliliğine bırakmadı ve konukevi yapılmasına karar verdi. Bina, Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Yenileme Alanı Kültür ve Tabiat Varlıklarına Koruma Bölge Kurulu’nun 2007 tarihli kararıyla kentsel sit alanı içerisinde yer aldığı tescillenmiş durumda.

 

GÜLÜMHAN GÜLTEN

 

Türkçe: İş Kulelerinin Tepesi

Türkçe: İş Kulelerinin Tepesi (Photo credit: Wikipedia)

 

Masumiyet Müzesi’ni 11 bin kişi gezdi


İstanbul Çukurcuma’da 1897 yapımı tarihi bir binada yer alan Masumiyet Müzesi’ni, nisan ayından bu yana 2800 yabancı ziyaretçi gezdi

Orhan Pamuk ’un aynı adlı romanı üzerine temellenen Masumiyet Müzesi, üç ayda 11 bin ziyaretçiye ulaştı. 1950-2000 yılları arasında İstanbul hayatını temsil eden yüzlerce eşyanın sergilendiği müzeyi iki bin ziyaretçi de ‘Masumiyet Müzesi’ romanının sayfaları arasında yer alan giriş biletini kullanarak gezdi.

İstanbul Çukurcuma’da 1897 yapımı tarihi bir binada yer alan Masumiyet Müzesi’ni, nisan ayından bu yana 2800 yabancı ziyaretçi gezdi. Ziyaretçilerin arasında Avrupalı ve Amerikalıların yanı sıra Peru, Arjantin , Avustralya , Kore, Hong Kong, Arnavutluk , Gürcistan, Suudi Arabistan, Ürdün ve Romanya’dan gelen turistler bulunuyor.

Müzenin ziyaretçileri, Orhan Pamuk tarafından katalog şeklinde hazırlanan ‘Şey’lerin Masumiyeti’ ile, müzedeki eşyaların, manzaraların, gündelik hayatın tuhaf ve sıradan ayrıntıları da keşfetme imkanı buluyor. Masumiyet Müzesi biletleri müzenin resmi internet sitesi www.masumiyetmuzesi.org adresinden rezervasyon yaptırılarak, MyBilet üzerinden ya da müze gişesinden satın alınabiliyor.

 

 

 

I admit, it was kind of a torture reading ”The Museum of Innocence”. It took months for me to finish the book and only reason for that is the lengthy descriptions of the author Orhan Pamuk who is a great artist however he can be boring with the lenghty descriptions in his books. ”The Museum of Innocence” is a book filled with pages of  lengthy description of a single moment. It might be the reason for it’s popularity however it’s certainly not a reason for me to like this book. When i visited ”The Museum of Innocence” exhibition last weekend i fell in love with the book i hardly managed to finish. I have always been one of those people who refuses to watch the movie of a book just to protect the imaginary scenes in my mind. However this time it was different. Visiting ”The Museum of Innocence” was like watching the movie and i enjoyed it a lot. Every little detail and the obsessed collecting habit created this unreal temple of love.